Kategori Arşivi: Seçtiklerimiz

Kırk Sekiz Saat Bekletilen Gemi

Aziz_nesin

Dünya tarihinin en alçakça yargılanmalarından biri belki de başlıcası Mithat Paşa davasıdır. Bu davanın acı sonu ve o korkunç siyasi cinayet satılmışlarını bu siyasi davada oynadıkları alçakça rol bir yana, bu eski olayda beni ençok üzen, Ahmet Mithat Efendi gibi büyük bir yazarın, yazılarıyla Abdülhamit’i desteklemiş, bir büyük caniyi haklı göstermeye çalışmış olmasıdır.

Bilindiği gibi, Anayasa “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” yapıcısı Mithat Paşa, Yıldız’daki uydurma mahkemede, kiralık yargıçlar önünde, yapma ve uydurma suçlardan mahkum edilir. Sonradan boğdurulacağı zindana sürgün edilecektir. Bir gemiye bindirilip, gemi kalkar…Ama Boğaz’dan dışarı çıkmaz. Kızkulesi önüne gelince demir atar, durur. Kırksekiz saat burada yatar gemi, ondan sonra yola çıktığını birtürlü anlıyamamışlar. Pek öyle üstünde durup düşünen de yok ya… Mithat Paşa kimdir,  ne yapmak istemiştir, Abdülhamit ona neden kızmıştır? Bütün bunlar kimin umurunda… Ama yine, ne de olsa birkaç meraklı var. Mithat Paşa’nın bindirildiği geminin kazanı mı patladı, makinası  mı bozuldu, daha yolun başında dibi mi delindi? Nedir, ne oldu da gemi birkaç yüz metre açıldıktan sonra, kırksekiz saat Kıkulesi açığında demir atıp durdu?

Yakınlarından olanlar, bir yolunu bulup uygun biçimde bunu Abdülhamit’e sormuşlar, Padişahların en işkillisi ve en kurnazı olan Sultan Abdülhamit şu cevabı vermiş:

- Mithat Paşa’nın uğruna kendisini feda ettiği millet, bakalım onun için ne yapacak, Mithat Paşa’yı kurtarmaya çalışacak mı, diye merak ettim de, bunu anlamak için gemiyi hareket ettirdikten sonra Kızkulesi önünde kırksekiz saat beklettim.

Mithat Paşa’yı, millettinin Anayasayla yönetilmesini istediği için, boğdurulacağı zindanına götürecek olan gemi, kırksekiz saat değil, kırksekiz gün kızkulesi önünde demirli kalsa, kimsenin kılının kıpırdayacağı yok: Sağır bir ortam, sağırlaştırılmış bir ortam, vurdum duymaz olmuş bir ortam…Tanrının yeryüzündeki gölgesi “Zillullah-ı fil-alem” olan Sultan Abdülhamit bunu çok iyi biliyor. Biliyor ama, işkilli ve kurnaz olduğu için, bir kere daha denemek, anlamak istiyor.

Mithat Paşa’nın hapsedildiği gemi, Kızkulesi önünde demirliyken, gazeteler bu karara karşı yayın yapsalar, İstanbul’da küçük bir kıpırdanma, başkaldırma, ayaklanma başlangıcı olsa, kurnaz padişah, Mithat Paşa’yı Taif Zindanına göndermekten vazgeçecek. Ya bir aff-ı şahane, ya bir karar değişikliği… Ama, Mithat Paşa’nın kiralık, satılık kalemler, hem de en büyük tanınanları, en ünlüleri, sözde kanun yoluna sokulmuş, bir meşru biçim verilmiş bu eşsiz siyasi cinayeti savunmakta, onun doğru olduğunu millete isbata çalışmaktadırlar.

Kısaca anlatmaya çalıştığım, ortamın sağırlığını gösteren bu olay, beni çok düşündürür. Mustafa Kemal’i düşünürüm; milletinin kurtuluşu uğruna yalnız rütbelerini, nişanlarını salnatı suratına çarpan değil, canını ortaya koyan Mustafa Kemal’i… Makam-ı saltanatın  elinde Mustafa Kemal’in idamı için ölüm fermanı vardır. Osmanlı Müslümanlığının en ulu, en yüce din adamı, Mustafa Kemal’in idamına fetva vermiştir.

Biliyorum, pek çokları şimdi söyleyeceklerime sinirlenecekler kızacaklardır. Bir varsayım olarak şöyle tasarlıyorum: İdamına fetva verilmiş Mustafa Kemal’i padişahçı ve emperyalist uşağı kuvvai inzibatiye ele  geçirip yakalamış olsaydı. Mithat Paşayı hapsetttği gemiyi de İstanbul Limanında kırksekiz saat bekleten Sultan Abdülhamid gibi, Sultan Vahdettin  de Mustafa Kemal’i darağacına göndermeden, bakalım ne olacak diye kırksekiz saat, kırksekiz gün, kırksekiz hafta bekletseydi, ne olurdu, dersiniz? Uğruna canını koyduğu insanlar, Mustafa Kemal için ne yaparlardı?

Bu varsayımın pekçok kişinin canını sıkacağını biliyorum. Başka bir şey, bir başka varsayım daha söylemek isterim. Mustafa Kemal’in idam fetvasına meşihat mührünü basmış olan din adamı, bugün aramızda yaşayabilmiş olsaydı, hepimizden çok Atatürkçü kesilecek ve herkesten çok “Atam sen ölmedin, kalbimizde yaşıyorsuuuun!” diye bağırmaktan sesi kısılacaktı.

Toplumumuz, Mithat Paşa dönemi sağırlığından bugün ne oranda bir duyarlığa gelmiştir?

Sağır bir ortam… Ama gerçek ulusseverler ortamın sağırlığına kızmazlar, bilinçle duyarlı bir ortam yaratmak için yine de çalışırlar.

AZİZ NESİN

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 9.6/10 (9 votes cast)

İki Talebe

candundar

1968 yılı

1968 yılı… Ankara Ticari İlimler Akademisi… Başkent’in olaylı okullarından biri… Okul devrimcilerin elinde; ama ülkücüler de etkin… Öğrenciler arasında iki genç dikkati çekiyor.

İkisi de 1948 doğumlu… Yani ikisi de 20 yaşında…

Aynı sınıftalar…

Biri Elazığ Ticaret Lisesi’nden gelmiş. Parkalı, pos bıyıklı, kasketli bir devrimci…

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 10.0/10 (2 votes cast)

Kuantum Fiziğine Karşı Yeni Dünya Düzeni

alevalatli

Birinci Aydınlanma Çağı’na hakim olan “atomistik” kâinat/dünya görüşü, “’bütün’ün anlaşılabilmesi için parçalara bölünmesi ve parçaların arasındaki ilişkinin saptanması gerektiği” şeklindeydi. İkinci Aydınlanma Çağının “bütüncü” kâinat/dünya görüşü ise, “’bütün’ün parçalarının toplamından daha büyük” olduğu savından yola çıkıyor, ve oluşumların yada sistemlerin doğasını anlamak için tümüne bakılması gerektiğini söylüyor.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 5.4/10 (5 votes cast)

Sırrı’nın Filleri

ecetemelkuran

TWITTER’da birileri okurum şöyle yazıyor bana: “Nereden biliyorsun suçlu olmadığını?” Kaçtır böyle bu. Ahmet Şık ve Nedim Şener içeri alındığında, ben bas bas bağırdığımda da sormuşlardı: “Nereden biliyorsun suçlu olmadıklarını?

Başbakan’ın “namert” deyip hedef gösterdiği arkadaşım Nuray Mert ile ilgili konuştum birkaç gündür katıldığım canlı yayınlarda; hemen aynı soru:

“Nereden biliyorsun?..”

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 10.0/10 (1 vote cast)

Alarm!

candundar

Çok sevdiğim “Mor ve Ötesi” grubunun solisti Harun Tekin, genç rockçılar içinde en bilinçlilerden biridir.
Muhaliftir. Sözüne kıymet verilir.
Radikal’de Ezgi Başaran’la söyleşisi o yüzden anlamlı…
Bugüne dek Baykal’lı CHP için “Siyaset sahnesinden silinsin” diye düşünenlerdenmiş Harun…
Referandumda “Evet”e ikna olmamış. “Hayır” da dememiş.
Boykot etmiş.

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

23 sentlik askere dair

nazim_hikmet

mister dallas,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
ankara’da 23 sente,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 7.0/10 (3 votes cast)

Atatürk Kürt sorununa nasıl bakıyordu?

ugur_mumcu1

Birçok konuda olduğu gibi bu konudaki yasakçılık da gerçeklerin saptırılmasına yarıyor.

Atatürk, 1923 yılı 16/17 Ocak günü İzmit’te İstanbul’dan gelen gazetecilerle konuşurken Ahmet Emin (Yalman)’ın bir sorusu üzerine Kürt sorunu konusundaki görüşlerini şöyle açıklar.

 

VN:F [1.9.17_1161]
Rating: 10.0/10 (2 votes cast)