Gün geçmiyor ki Türkiye’de tarihsel olaylarla ilgili tartışmalar gündemden eksik olmasın. Son popüler konumuz malumları olduğu üzere 19 Mayıs törenleri. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üyeliğine olaylı bir şekilde atanan ve daha sonra istifa eden Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, bu tartışmanın sinyallerini aslında önce bir köşe yazısında(1), ardından da katıldığı bir televizyon programında, bu törenlerin faşist yönetimlerin törenleri olduğunu belirtip, kaldırılması gerektiğini söyleyerek vermişti. Geçen hafta da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan bir genelge ile 19 Mayıs törenlerinin kutlanma biçimi değiştirilerek, stadyumlarda kutlanma yönteminden (Ankara hariç) vazgeçildiği duyuruldu. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de yaptığı açıklamada, 1940’ların otoriter yönetim anlayışının ürünü olan bu tarz kutlama törenlerinin modern dünyada artık yeri olmadığını, bu törenlerin ayrıca ekonomik maliyet getirdiği ve eğitimde aksaklıklara yol açtığını belirterek, kutlama biçimini değiştirdiklerini belirtti. Bakan Dinçer ayrıca hedeflerinin bu törenleri kaldırmak değil daha görkemli ve coşkulu kutlamak olduğunu da ifade etti.(2)
Şimdi ben bu ilginç gelişmelerin ardından klasik “cumhuriyet elden gidiyor” gibi yaklaşımlar içerisine girmek istemiyorum. Sonuçta bir kesimin ileri sürdüğü gibi bayramların kaldırıldığı filan yok, sadece şekli değiştiriliyor. Bayramların Bakan Dinçer’in de belirttiği gibi daha görkemli ve coşkulu kutlamak hepimizin ortak istencidir. Ancak hükümet attığı bu adımda ne kadar samimi o da ayrı bir soru işareti. Her daim ekonomik gücümüzle övünüp dururken, bir 19 Mayıs törenlerinin maliyetini ileri sürmek pek manidar. Ayrıca törenleri stadyumlardan okullara alarak, kutlamaların ulaştığı kitlelerin sayısı da düşürülmüş oluyor. Bu şekilde coşku nasıl artırılmış olacak, o da gerçekten ayrı bir merak uyandırıyor. Evet cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan her şey günümüzde aynı şekilde uygulanmasın, geliştirelim, daha iyiyi arayalım. Ama bu adımları atarken bu şekilde tutarsız ve içi boş yaklaşımlar içerisine girerseniz, bazı hassasiyetleri olan insanlar da bu olayları Cumhuriyet değerlerine yönelik diğer saldırılarla birleştirip, farklı şekilde algılayabilir. Bu da gayet normal bir eğilim.
Benim 19 Mayıs törenleri ile ilgili tartışmalardaki esas derdim ise kraldan çok kralcı olan zihniyetle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kararının ardından bazı gazeteler ve köşe yazarları zafer çığlıkları atmaya başladı. Cumhuriyetin kalelerinden birinin daha yıkıldığı, artık Kuzey Kore olmaktan kurtulduğumuz, faşizme bir darbe daha vurulduğu ileri sürüldü. Bu görüşteki kişilere göre bu törenler faşist İtalya ve Almanya’dan esinlenerek ülkemizde uygulamaya konulmuş. Gençleri bu şekilde disiplin altında yürütmek, spor yaptırmak, kuleler oluşturmak, pankartlarla resim çizmek totaliter rejimleri simgeliyormuş.(3) Tabi bu gibi demokratik(!) endişeleri olanların yanı sıra, törenlerde genç kızların muhafazakar Anadolu aile yapısına ters kıyafetler giymek zorunda kalmasına kafasını takanlara rastlamak da mümkün.(4)
Şimdi bütün bu gelişmeler karşısında gülsek mi ağlasak mı bilemiyorum. Öncelikle topluca katılım sağlanan törenlere totaliter ülkelerde de rastlanması, ülkemizde uygulanan törenleri doğrudan totaliter yapmaz. Böyle bir düz mantık yürütmek yerine uygulamaların içeriğine bakmak gerekir. Totaliter ülkelerde bu törenler genellikle askeri güç göstermek amacıyla uygulanır. Ülkemizde ise daha çok gençlere spor yaptırarak, birlikte çalışma güdüsü aşılanıp, ortak değerler yaratılması amaçlanmıştır. Bu tip yazarların fikirlerinden yola çıkılacak olursa, topluca icra edilen tüm törenler faşizm simgesi. Örneğin, olimpiyat açılış törenlerinde bilmem kaç yüz kişinin aynı şekilde uyum içinde hareket etmesi ne kadar korkunç değil mi? Tabi bu tip görüşler aslında liberalizmin oluşturduğu yanılsamalar; tıpkı resmi tarih okutularak gençlerin tek tipleştirildiği iddiasında olduğu gibi. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu tip resmi tarih eğitiminden ve 19 Mayıs törenlerinden beraber geçtiğim liberal, muhafazakar, sosyalist, Kemalist çok farklı görüşte bir çok arkadaşım mevcut. Yani bu tarz uygulamaların insanları tek tipleştirdiği filan yok.
Kaldı ki toplumlar için bireysel farklılıklar kadar, ortak bazı değerler de önemlidir. Ortaklaşa hiçbir şey üretemeyen insanların oluşturduğu toplumların sonu da pek parlak değildir. Bu nedenle bu törenlere bir de bu gözle bakmak gerekir. Zorlu kule yapımında birbirine destek olarak ayakta durabilen gençlere aslında toplumsal yardımlaşma duygusu da aşılanmış olur. Bireysel özgürlük bu tarz küçük uygulamalarla bastırılmış olmaz. Birey, büyük baskılar altında kalmadığı sürece zaten ister istemez farklılaşır. Esas sorun büyük baskıların olmasıdır ki, bugün faşizm tehlikesinden bahsetmek gerekiyorsa, daha ziyade ciddi sorunlar içeren yargısal uygulamalara bakmamız gerekecektir.
Toparlamak gerekirse, 19 Mayıs törenleri ile faşizm arasında bağlantı kurabilmek için çok farklı emeller içerisinde bulunmak gereklidir. Bu emeller öyle tiksindiricidir ki, basit bir kulenin yıkılmasını bile cumhuriyetin yıpratılması olarak görüp zafer kutlamalarına geçerler. Bu kişilere bir ufak hatırlatmam olacak, her ülkenin belli kurucu değerleri vardır. Bu değerler öyle yerleşmiştir ki, bir iki ufak düzenlemeyle, yönetmelikle değişmeyecek kadar güçlüdür. Demokrasinin, hoşgörünün, uzlaşının yerleşmediği toplumumuzda kendi değerlerinizi yerleştirmek istiyorsanız, bunun yolu maalesef yönetmeliklerde değil, başka mücadelelerde gizlidir. Bu nedenle oyununuzu bu toprakların kurallarına göre oynamanızı tavsiye ederim …
1. 19 Mayıs’ta neden hala faşist kutlamalar yapıyoruz?
2. 19 Mayıs kararı Ankara’yı karıştırdı
3. Yok, yarın, yavaş yavaş, yarım yamalak
4. 19 Mayıs Törenleri
VN:F [1.9.14_1148]
Rating: 7.5/10 (11 votes cast)
Faşizmin Kuleleri Yıkılıyor, Kutlu Olsun!, 7.5 out of 10 based on 11 ratings
“Zorlu kule yapımında birbirine destek olarak ayakta durabilen gençlere aslında toplumsal yardımlaşma duygusu da aşılanmış olur.” AŞILAMAK nedir bana bu AŞILAMAYI bir açıklar mısınız? Hangi vasıfla bana birşey AŞILAMAK istiyorsunuz kim oluyorsunuz?
Merve hanım, TDK’ya göre aşılamak kelimesi şunu ifade ediyor; “birtakım düşünce veya duyguları başkasına benimsetmek,telkin etmek,etkilemek”. Hayatımızın her aşamasında ister istemez belli düşünceler, davranışlar bize aşılanır. Önce ailemiz tarafından aşılanır, daha sonra okulda, televizyonda, radyoda, sinemada, tiyatroda, kitaplarda belli düşünceler bize aşılanır. He sizin bünyeniz hangi aşıyı kabul eder etmez o ayrı mesele, ama sonuçta hayatın her yerinde bir aşılama mevcuttur.
Öte yandan, siz şu an hangi düşünce yapısında iseniz emin olun ki o düşünceler de birileri tarafından size aşılanmıştır. Siz kendi kendinize soyut bir şekilde bu düşünceleri edinmemişsinizdir. Aşılamayı zorla kabul ettirmeyle karıştırmasanız daha iyi olurdu. Yine aynı şekilde bir kelimeye takılmak yerine ben bireyciyim, toplumcu, ortaklaşa davranışları tasvip etmem, bu yüzden bu törenleri eleştiriyorum deseydeniz daha tutarlı olurdu.
Ama yine de eleştiriniz için teşekkür ederim …
Ama yine de eleştiriniz için teşekkür ederim …