<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Siyaz</title>
	<atom:link href="http://www.siyaz.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.siyaz.net</link>
	<description>siyahların ve beyazların arasında...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Feb 2012 09:21:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Böyle Bir Ahenk Görülmemiştir!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/boyle-bir-ahenk-gorulmemistir/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/boyle-bir-ahenk-gorulmemistir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 09:20:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış ÇETİN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Fidan]]></category>
		<category><![CDATA[İlker Başbuğ]]></category>
		<category><![CDATA[MİT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1561</guid>
		<description><![CDATA[Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken; Kaf Dağı’nın ardında değil, yanı başımızda; bize şahdamarımızdan daha yakın bir memleket varmış. Bu memlekette işler o kadar düzenli gider, kurumlar o kadar uyumlu, ahenk içinde çalışırlarmış ki bu devlete devlet-i garibe ismi takılmış!.. Bir gün bu devletin kazaskeri, isyan (terör) cemiyeti kurmak ve]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="LEFT">Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken; Kaf Dağı’nın ardında değil, yanı başımızda; bize şahdamarımızdan daha yakın bir memleket varmış. Bu memlekette işler o kadar düzenli gider, kurumlar o kadar uyumlu, ahenk içinde çalışırlarmış ki bu devlete devlet-i garibe ismi takılmış!..<span id="more-1561"></span></p>
<p align="LEFT">Bir gün bu devletin kazaskeri, isyan (terör) cemiyeti kurmak ve idare etmekle suçlanmış. Ömrü terörle mücadele etmekle geçen sayın kazasker dahil olmak üzere kimse, bu işe akıl sır erdirememiş. İşin garibi kazasker bu suçu icra ettiği dönemde tüm devlet erkanıyla divan toplantılarına katılırmış, istişare edermiş.</p>
<p align="LEFT">Bir başka gün ortaya çıkmış ki; işbu devletin istihbarat cemiyeti gerçek terör örgütüyle masaya oturmuş, müzakere etmekteymiş. Kendisi terörle mücadele ederken terörist diye tevkif edilen kazasker açıklamış: “Benim bu görüşmelerden haberim yoktur.” Bu devletin kurumları arasında nasıl olurda bu bilgi paylaşılmaz, kimse anlayamamış…</p>
<p align="LEFT">Bu devlette bir de nevi şahsına münhasır, divan-ı örf-i benzeri özel yetkili mahkemeler peydah olunmuş. Bu mahkemelerin kadılarının dedikleri dedik, astıkları kestikmiş. Bu kadılar dışarıda neredeyse ne yeniçeri ne kapıkulu bırakmışlar. Devletin beşinci tutuklu ordusu Hasdal’da kurulurken kimse ses etmemiş. Ama iş, sadrazamın “Onu kimseye yedirmeyiz.” dediği zatın ifadeye çağrılmasına gelince kıyamet kopuvermiş. Bu süreçte sadrazam muavini karar mercii kendisiymiş gibi çıkıp “Kadı bu olayda yetkisini aşmıştır.” diye bir beyanatta bulunmuş. Ne garip ki vakti zamanında Erzincan’da bazı istihbarat memurları tevkif edilirken, istihbarat cemiyetinin merkezinin aranmak istenmesi üzerine, devletin kurumları silahlı çatışma noktasına gelirken, bu sadrazam muavini de dahil olmak üzere kimsenin sesi çıkmaz imiş…</p>
<p align="LEFT">Kanun-i Esasi’ye göre, yürümekte olan bir kovuşturma ile ilgili Meclis-i Mebusan’da konuşmak bile yasaklanmışken doğrudan bir kovuşturma hedef alınarak kanun değiştirilmiş. Böylece güçler ayrılığının köküne kibrit suyu dökülmüş…</p>
<p align="LEFT">Yargı ile yürütme kapışırken, yasama organında da iç tüzük değişikliği mevzusu görüşülmekteymiş. İstibdat dönemlerini hatırlatır şekilde muhalefetin sesi kısılmak istenmekteymiş. Sorunun çözülebilmesi için sürekli istişare etmesi gereken taraflar birbirlerine “Kalıbının adamı değilsin!” diye seslenmekteymiş…</p>
<p align="LEFT">Manzarayı umumiye bu şekildeyken, devletin bütün tebaası “Bu nasıl bir devlet yönetimidir, bu nasıl ahenksiz bir işleyiştir!” diye içlerinden geçirirken, Kanun-i Esasi’ye göre başlıca görevi devletin organlarının uyumlu ve düzenli çalışmasını sağlamak olan reis-i cumhurdan ne bir ses, ne bir yorum gelmiş. En hazini de bu imiş.</p>
<p align="LEFT"><span>En nihayetinde</span> onlar ermiş muratlarına, biz çıkalım kerevetine. Ne mutlu bu kıssadan bir hisse alana…</p>
<p align="LEFT">
<p align="LEFT">
<p align="LEFT">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/boyle-bir-ahenk-gorulmemistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kediler Güzel Uyanır</title>
		<link>http://www.siyaz.net/kediler-guzel-uyanir/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/kediler-guzel-uyanir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 00:36:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>siyaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitaplık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1552</guid>
		<description><![CDATA[Kediler Güzel Uyanır &#8211; Yekta Kopan: &#8220;Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu.&#8221; Öyküler. Kısa öyküler. Çok kısa öyküler. Yekta Kopan, edebiyatın en değerli parçası kısa]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.idefix.com/kitap/kediler-guzel-uyanir-yekta-kopan/tanim.asp?sid=NGLHEX0BRG0GYETLW2YR">Kediler Güzel Uyanır &#8211; Yekta Kopan</a><a href="http://www.idefix.com/kitap/kediler-guzel-uyanir-yekta-kopan/tanim.asp?sid=NGLHEX0BRG0GYETLW2YR">:</a></p>
<p>&#8220;Beklenmedik bir anda, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. Kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. Karşılaşıyorsunuz. O senden daha cesur, sınırları yok. Sonrası kendiliğinden geliyor. Mutlusunuz. Hepsi bu.&#8221;<br />
Öyküler. Kısa öyküler. Çok kısa öyküler.</p>
<p>Yekta Kopan, edebiyatın en değerli parçası kısa öyküyü titizlikle işliyor. İnsanı derinden kavrayan yalın anlatımıyla hayatın tüm karmaşasını içinde taşıyan çekirdek zamanların resmini yapıyor. Cümleler, sözcükler hatta harfler, bu kitapta birer notaya dönüşüyor ve hayatın gizli ahengini sezdiriyor. Kediler Güzel Uyanır usta işi bir kitap.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/kediler-guzel-uyanir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Faşizmin Kuleleri Yıkılıyor, Kutlu Olsun!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/fasizmin-kuleleri-yikiliyor-kutlu-olsun/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/fasizmin-kuleleri-yikiliyor-kutlu-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 23:11:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sinan YANAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1548</guid>
		<description><![CDATA[Gün geçmiyor ki Türkiye’de tarihsel olaylarla ilgili tartışmalar gündemden eksik olmasın. Son popüler konumuz malumları olduğu üzere 19 Mayıs törenleri. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üyeliğine olaylı bir şekilde atanan ve daha sonra istifa eden Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, bu tartışmanın sinyallerini aslında önce bir köşe yazısında(1), ardından da katıldığı bir televizyon programında,]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gün geçmiyor ki Türkiye’de tarihsel olaylarla ilgili tartışmalar gündemden eksik olmasın. Son popüler konumuz malumları olduğu üzere 19 Mayıs törenleri. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üyeliğine olaylı bir şekilde atanan ve daha sonra istifa eden Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, bu tartışmanın sinyallerini aslında önce bir köşe yazısında(<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1136037">1</a>), ardından da katıldığı bir televizyon programında, bu törenlerin faşist yönetimlerin törenleri olduğunu belirtip, kaldırılması gerektiğini söyleyerek vermişti. Geçen hafta da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan bir genelge ile 19 Mayıs törenlerinin kutlanma biçimi değiştirilerek, stadyumlarda kutlanma yönteminden (Ankara hariç) vazgeçildiği duyuruldu. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de yaptığı açıklamada, 1940’ların otoriter yönetim anlayışının ürünü olan bu tarz kutlama törenlerinin modern dünyada artık yeri olmadığını, bu törenlerin ayrıca ekonomik maliyet getirdiği ve eğitimde aksaklıklara yol açtığını belirterek, kutlama biçimini değiştirdiklerini belirtti. Bakan Dinçer ayrıca hedeflerinin bu törenleri kaldırmak değil daha görkemli ve coşkulu kutlamak olduğunu da ifade etti.(<a href="http://siyaset.milliyet.com.tr/-19-mayis-karari-ankara-yi-karistirdi/siyaset/siyasetdetay/14.01.2012/1488685/default.htm">2</a>)</p>
<p>Şimdi ben bu ilginç gelişmelerin ardından klasik “cumhuriyet elden gidiyor” gibi yaklaşımlar içerisine girmek istemiyorum. Sonuçta bir kesimin ileri sürdüğü gibi bayramların kaldırıldığı filan yok, sadece şekli değiştiriliyor. Bayramların Bakan Dinçer’in de belirttiği gibi daha görkemli ve coşkulu kutlamak hepimizin ortak istencidir. Ancak hükümet attığı bu adımda ne kadar samimi o da ayrı bir soru işareti. Her daim ekonomik gücümüzle övünüp dururken, bir 19 Mayıs törenlerinin maliyetini ileri sürmek pek manidar. Ayrıca törenleri stadyumlardan okullara alarak, kutlamaların ulaştığı kitlelerin sayısı da düşürülmüş oluyor. Bu şekilde coşku nasıl artırılmış olacak, o da gerçekten ayrı bir merak uyandırıyor. Evet cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan her şey günümüzde aynı şekilde uygulanmasın, geliştirelim, daha iyiyi arayalım. Ama bu adımları atarken bu şekilde tutarsız ve içi boş yaklaşımlar içerisine girerseniz, bazı hassasiyetleri olan insanlar da bu olayları Cumhuriyet değerlerine yönelik diğer saldırılarla birleştirip, farklı şekilde algılayabilir. Bu da gayet normal bir eğilim.</p>
<p>Benim 19 Mayıs törenleri ile ilgili tartışmalardaki esas derdim ise kraldan çok kralcı olan zihniyetle. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu kararının ardından bazı gazeteler ve köşe yazarları zafer çığlıkları atmaya başladı. Cumhuriyetin kalelerinden birinin daha yıkıldığı, artık Kuzey Kore olmaktan kurtulduğumuz, faşizme bir darbe daha vurulduğu ileri sürüldü. Bu görüşteki kişilere göre bu törenler faşist İtalya ve Almanya’dan esinlenerek ülkemizde uygulamaya konulmuş. Gençleri bu şekilde disiplin altında yürütmek, spor yaptırmak, kuleler oluşturmak, pankartlarla resim çizmek totaliter rejimleri simgeliyormuş.(<a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/01/14/yok-yarin-yavas-yavas-yarim-yamalak">3</a>) Tabi bu gibi demokratik(!) endişeleri olanların yanı sıra, törenlerde genç kızların muhafazakar Anadolu aile yapısına ters kıyafetler giymek zorunda kalmasına kafasını takanlara rastlamak da mümkün.(<a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/guzel/2012/01/14/19-mayis-torenleri">4</a>)</p>
<p>Şimdi bütün bu gelişmeler karşısında gülsek mi ağlasak mı bilemiyorum. Öncelikle topluca katılım sağlanan törenlere totaliter ülkelerde de rastlanması, ülkemizde uygulanan törenleri doğrudan totaliter yapmaz. Böyle bir düz mantık yürütmek yerine uygulamaların içeriğine bakmak gerekir. Totaliter ülkelerde bu törenler genellikle askeri güç göstermek amacıyla uygulanır. Ülkemizde ise daha çok gençlere spor yaptırarak, birlikte çalışma güdüsü aşılanıp, ortak değerler yaratılması amaçlanmıştır. Bu tip yazarların fikirlerinden yola çıkılacak olursa, topluca icra edilen tüm törenler faşizm simgesi. Örneğin, olimpiyat açılış törenlerinde bilmem kaç yüz kişinin aynı şekilde uyum içinde hareket etmesi ne kadar korkunç değil mi? Tabi bu tip görüşler aslında liberalizmin oluşturduğu yanılsamalar; tıpkı resmi tarih okutularak gençlerin tek tipleştirildiği iddiasında olduğu gibi. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu tip resmi tarih eğitiminden ve 19 Mayıs törenlerinden beraber geçtiğim liberal, muhafazakar, sosyalist, Kemalist çok farklı görüşte bir çok arkadaşım mevcut. Yani bu tarz uygulamaların insanları tek tipleştirdiği filan yok.</p>
<p>Kaldı ki toplumlar için bireysel farklılıklar kadar, ortak bazı değerler de önemlidir. Ortaklaşa hiçbir şey üretemeyen insanların oluşturduğu toplumların sonu da pek parlak değildir. Bu nedenle bu törenlere bir de bu gözle bakmak gerekir. Zorlu kule yapımında birbirine destek olarak ayakta durabilen gençlere aslında toplumsal yardımlaşma duygusu da aşılanmış olur. Bireysel özgürlük bu tarz küçük uygulamalarla bastırılmış olmaz. Birey, büyük baskılar altında kalmadığı sürece zaten ister istemez farklılaşır. Esas sorun büyük baskıların olmasıdır ki, bugün faşizm tehlikesinden bahsetmek gerekiyorsa, daha ziyade ciddi sorunlar içeren yargısal uygulamalara bakmamız gerekecektir.</p>
<p>Toparlamak gerekirse, 19 Mayıs törenleri ile faşizm arasında bağlantı kurabilmek için çok farklı emeller içerisinde bulunmak gereklidir. Bu emeller öyle tiksindiricidir ki, basit bir kulenin yıkılmasını bile cumhuriyetin yıpratılması olarak görüp zafer kutlamalarına geçerler. Bu kişilere bir ufak hatırlatmam olacak, her ülkenin belli kurucu değerleri vardır. Bu değerler öyle yerleşmiştir ki, bir iki ufak düzenlemeyle, yönetmelikle değişmeyecek kadar güçlüdür. Demokrasinin, hoşgörünün, uzlaşının yerleşmediği toplumumuzda kendi değerlerinizi yerleştirmek istiyorsanız, bunun yolu maalesef yönetmeliklerde değil, başka mücadelelerde gizlidir. Bu nedenle oyununuzu bu toprakların kurallarına göre oynamanızı tavsiye ederim …</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1. <a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1136037">19 Mayıs&#8217;ta neden hala faşist kutlamalar yapıyoruz?</a></p>
<p>2. <a href="http://siyaset.milliyet.com.tr/-19-mayis-karari-ankara-yi-karistirdi/siyaset/siyasetdetay/14.01.2012/1488685/default.htm">19 Mayıs kararı Ankara&#8217;yı karıştırdı</a></p>
<p>3. <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2012/01/14/yok-yarin-yavas-yavas-yarim-yamalak">Yok, yarın, yavaş yavaş, yarım yamalak</a></p>
<p>4. <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/guzel/2012/01/14/19-mayis-torenleri">19 Mayıs Törenleri</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/fasizmin-kuleleri-yikiliyor-kutlu-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yolun Metodolojisi</title>
		<link>http://www.siyaz.net/ucuncu-yolun-metodolojisi/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/ucuncu-yolun-metodolojisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 22:39:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sinan YANAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1533</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; Sosyal bilimler alanında çalışmalar üreten birçok düşünürde ilginç bir genelleme/sınıflandırma takıntısına rastlamak mümkündür. Bu genelleme/sınıflandırma yapma ihtiyacı, bazen sosyal bilimler alanına “bilim” unvanını hak ettirme güdüsünden, bazen de okuyucuların olayları rahat kavramasına yönelik şablonlar oluşturma amacından kaynaklanabilir. Geçmişte bu yönde yapılan en önemli çalışmalara baktığımızda ise bu geniş sınıflandırmaların tüm]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sosyal bilimler alanında çalışmalar üreten birçok düşünürde ilginç bir genelleme/sınıflandırma takıntısına rastlamak mümkündür. Bu genelleme/sınıflandırma yapma ihtiyacı, bazen sosyal bilimler alanına “bilim” unvanını hak ettirme güdüsünden, bazen de okuyucuların olayları rahat kavramasına yönelik şablonlar oluşturma amacından kaynaklanabilir.</p>
<p><span id="more-1533"></span> Geçmişte bu yönde yapılan en önemli çalışmalara baktığımızda ise bu geniş sınıflandırmaların tüm tarihsel süreci anlamlı kılma çabalarından doğduğunu görebiliriz. Aydınlanma Çağı ile birlikte insan aklına olan güven o kadar artmıştır ki, aklın tüm tarihsel süreci açıklayabileceği yönünde bir kanı oluşmuştu. Bu doğrultuda, tarihi belirli doğrultularda ilerleyen süreçler olarak gören çeşitli düşünürler, tarihi kategorik bir şekilde farklı aşamalara bölerek açıklamaya çalışmışlardı.</p>
<p>Her düşünürün açıklama yöntemi farklı olsa da kuşkusuz hiçbiri Karl Marx’ın tarihsel materyalizm anlayışı kadar sosyal bilimleri etkileyememişti. Üretim ve ekonomiyi tarihin temeline koyan Karl Marx, bilindiği gibi tarihi, farklı üretim tarzlarının hakim olduğu çeşitli aşamalara ayırmıştı; ilkel komünizm, kölelik, feodalizm, kapitalizm, sosyalizm ve komünizm. İşte bu aşamalardan kapitalizm/liberalizm (birinci yol) ve sosyalizm/komünizm (ikinci yol), siyasal düşünce sistemlerinin de temelini oluşturan ana akımlar olmuştu.  Özellikle 20. yüzyılda görülen birçok siyasal çatışmanın kaynağı, bu iki yol arasındaki iktidar olma mücadelesinden kaynaklanmıştı. Ancak tarih, üçüncü yol denemelerine de sahne olmamış değildi. 1930’lardaki korporatist/faşist girişimler, 1960-1970’lerdeki Refah Devleti bünyesindeki sosyal demokratik girişimler farklı bir üçüncü yol arayışındaki düşünce sistemleriydi.</p>
<p>Fakat Marx’ın tarihsel materyalizm sistemi sosyal bilimleri o kadar etkilemişti ki, sosyalist olsun olmasın birçok düşünüre göre, bu tip farklı girişimlerin üçüncü yol iddiası mantıksızdır. Çünkü toplumsal kategorilerin temel belirleyicisi ekonomi olduğu için, bu değişik girişimlerin toplumsal/politik konularda farklı savları olsa da, kapitalizmin temel mantığını reddetmemeleri açısından son tahlilde sadece birinci yolun bir başka türevini oluşturmaktadırlar. Örneğin birçok sosyalist düşünür, sosyal demokrasiyi, kapitalizmin bunalım dönemine girdiği zaman, bu durumdan kurtulmasını sağlayan araçsal bir versiyonu olarak nitelendirir. Yine birçok düşünüre göre korporatizm de anti-liberal özellikler taşısa da, hiçbir zaman anti-kapitalist olmadığından sonuçta kapitalizmin sadece farklı bir versiyonudur.</p>
<p>İşte ben, bütün bu üçüncü yolu reddeden görüşleri, sosyal bilimlere has bir genelleme/sınıflama takıntısının bir yansıması olarak nitelendiriyor ve günümüz toplumsal koşullarına uygun olmadığını düşünüyorum .Günümüz toplumları o kadar farklılaşıp, karmaşıklaştı ki, ekonomik açıklamalar da son tahlilde her şeyi kavramaya yetmez hale geldi. 80’lerden sonra yükselen kimlik politikaları, sınıfsal mücadelelerin önüne geçti ve bir nevi sınıf mücadelelerini de temsil eden birinci ve ikinci yollar bu yeni mücadeleleri tamamıyla açıklayamaz oldu. Küreselleşen dünyada insanlar arası birçok ortak yapı oluşsa da, insanlar ilginç bir şekilde bir o kadar da farklılaştı. Sonuçta her farklılığı açıklamaya yönelik çeşitli görüşlere ihtiyaç doğdu. Bırakınız üçüncü yolu, dördüncü, beşinci yolları arar olduk.</p>
<p>Bu geniş sınıflandırmacı takıntıdan kurtulunduğu  zaman, sadece toplumdaki biricik/farklı durumlar anlaşılır kılınmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal çatışmaların temeli olan kutuplaşmacı zihniyetten de sıyrılmış olunacaktır. Çünkü birinci ve ikinci yolların içerisinde de çeşitli konularda farklı düşüncelere sahip alt-kategorilere rastlamak gayet mümkündür. Dolayısıyla bunları tümüyle tek bir anlayışın ürünü olarak görmek yerine farklılıklarını kabul etmek daha olumlu bir yaklaşım olacaktır. Ancak bu doğrultuda hareket edilirse, birinci ve ikinci yolların siyah ve beyaz düşüncelerinin zıtlaştığı bir ortamdan, farklı tonlardaki farklı görüşlerin daha hoşgörülü bir şekilde var olabildiği bir toplumsal barış ortamına geçiş sağlanabilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/ucuncu-yolun-metodolojisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adaletli Adalet (!)</title>
		<link>http://www.siyaz.net/adaletli-adalet/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/adaletli-adalet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 21:46:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gülnur KOCAPINAR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1527</guid>
		<description><![CDATA[“Adaletin adaletli ve çabuk olması gerekir.”1 açıklamasında bulundu Beşir Atalay, İlker Başbuğ&#8217;un tutuklanması üzerinde yaptığı yorumunda. Ergenekon davası ve süreci, üzerinde çokça tartışılması gereken bir konu fakat burada ondan ziyade daha genel birkaç konuya değinmek istiyorum. En basitinden, yukarıdaki ilk cümlenin kurulmasında bile bir gariplik yok mu? Adaletin adaletli olmasının temenni edilmesi aslında trajikomik bir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Adaletin adaletli ve çabuk olması gerekir.”<sup>1</sup> açıklamasında bulundu Beşir Atalay, İlker Başbuğ&#8217;un tutuklanması üzerinde yaptığı yorumunda. Ergenekon davası ve süreci, üzerinde çokça tartışılması gereken bir konu fakat burada ondan ziyade daha genel birkaç konuya değinmek istiyorum. <span id="more-1527"></span>En basitinden, yukarıdaki ilk cümlenin kurulmasında bile bir gariplik yok mu? Adaletin adaletli olmasının temenni edilmesi aslında trajikomik bir durum değil mi?</p>
<p>Belki de bir itiraf&#8230;</p>
<p>İnsanına göre adalet, insanına göre yargılama, insanına göre eşitlik, özgürlük, yaşam hakkı&#8230; demenin kısa yolu, üstü kapalı hali.</p>
<p>İnsanların adaletli bir ortamda ve özgür olması gerekliliği zaten tartışma götürmez bir durumken bugün bunun için önce “yaşayabilmeleri”, hayatlarını sürdürebilmek için neredeyse ekstra çaba harcamalarının gerekli duruma gelmesi “adaletin adeletliliğinin” bir göstergesi sayılabilir. Birçok gazeteci hızla tutuklanmaya devam ederken bir televizyon kanalının bir mahkeme kararını “resmi açıklanmadan 21 dakika önce”<sup>2</sup> duyurması da&#8230;</p>
<p>Ve bunlar akıp giderken hükümet üyeleri tarafından kurulan</p>
<p>“X süreci iyi takip edilmeli.”,</p>
<p>“Y durumunda önemli açıklamalar yapılmalı.”,</p>
<p>“Z konusunda büyük tepki gösterilmeli.”</p>
<p>gibi cümleler de “sorumluluğun adaletliliği”nin işaretleri. Soruların cevabını hiçbir zaman tam olarak vermeyen açıklamalara alıştık zaten; ama bu türden açıklamalar gittikçe daha yoğun bir “saklanma unsuru” olarak kullanılıyor gibi gelmeye başladı. Öyle ki artık yapılan çoğu açıklama “gaf” olarak görülüyor, eğer “çok düşündürücü” ise sadece açıklamayı yapan kişinin bir anlık yanlışı gibi gösteriliyor, üzerinde neredeyse hiç durulmadan yeni “bilgilendirici” cevaplara doğru yola çıkılıyor. Fakat işin aslına bakıldığında bunların sadece birer “gaf” olmadığı da belli oluyor.<sup>3  </sup>Adalet üzerine ağdalı cümleler kurulurken pratikte o “gaf”ların altındaki anlamlar işlerlik kazanıyor. Veöyle ya da böyle birileri “adalet”in altında ezilirken birileri sorumluluklarının yükünü olabildiğince hafifletiyor.</p>
<p>Zaten, milletvekili Hakan Şükür&#8217;ün “ek iş” mevzusunu tartışmak, tek bir iş bile bulamayan umutsuz gençlerin durumunu konuşmaktan daha kolay değil mi? Mecliste kısa ve öz hakaret cümleleriyle birbirine cevap vermek uzun uzadıya emek harcayarak tartışıp ortak sonuçlara varabilmekten daha az zaman çalıcı değil mi? Halktan ve hatta birçok ülkeden, Türkiye&#8217;deki gazeteci tutuklamaları nedeniyle burada basın özgürlüğünün olmadığı konusunda gelen eleştirilere -en azından- kulak kabartmak yerine internetten televizyona, kitaptan dergiye her şeyi sansür uygulanabilir olarak görmek daha kolay değil mi? Her olaydan sonra topu birbirine atmak, en önce kim diğerini suçlarsa onu temize çıkarmak en basit yol değil mi?</p>
<p>Ama tabi ki sorumlulukların, hesap verebilmenin yükü hafiflesin ki yöneticilerimiz daha verimli çalışsın, meclisimiz daha güzel ve hızlı işlesin, gece geç vakitlere kadar mesai yapmak zorunda kalınmasın. Zira halka adalet dağıtmak lazım, bunun için de gereksiz sorunlarla uğraşmamak&#8230;</p>
<p>Adalet zor iş, bunun sorumluluğunu almak daha da zor. Ama o sorumluluğu görmezden gelmek kolay görünüyor. Tıpkı insanların çilelerinin, acılarının, umutsuzluklarının görünmez olduğunu varsaymanın kolaylığı gibi&#8230;</p>
<p>Adalet ve hatta “adaletli adalet” insanlar için var, güya.</p>
<p>İnsansız adalet olmaz<br />
Adaletsiz insan olur mu?<br />
Olur, olmaz olur mu!<br />
Ama, olmaz olsun</p>
<p>Özdemir ASAF</p>
<p>1- <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25311937/">Atalay: Başbuğ&#8217;u Biz Atadık</a></p>
<p>2- <a href="http://gundem.milliyet.com.tr/stv-den-isik-hizinda-habercilik/gundem/gundemdetay/06.01.2012/1485250/default.htm">STV&#8217;den Işık Hızında Habercilik</a></p>
<p>3- <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;ArticleID=1073876&amp;Yazar=OZGUR-MUMCU&amp;Date=06.01.2012&amp;CategoryID=98">Hayatımızın Bakanı</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/adaletli-adalet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Acı &#8220;Hata&#8221;</title>
		<link>http://www.siyaz.net/en-aci-hata/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/en-aci-hata/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 21:52:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yavuz GÖKIRMAK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1522</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yılın ilk saatlerinde &#8220;sağlık, mutluluk ve afiyet&#8221; dileyen umut dolu bir yazı yazmayı kim istemez. Geçen yılın güzelliklerinden bahsedip, kötülüklerini es geçerek yeni yıla neşeyle ve bir avuç umutla girmek herkesin hakkı. Her ne kadar, 31 Aralık gecesinin büyüsünden biraz kurtulup, gerçek Türkiye&#8217;nin gerçek meselelerine gömüldüğümüzde unutacağımızdan emin olsam da sizlere &#8220;barış ve mutluluk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yılın ilk saatlerinde &#8220;sağlık, mutluluk ve afiyet&#8221; dileyen umut dolu bir yazı yazmayı kim istemez. Geçen yılın güzelliklerinden bahsedip, kötülüklerini es geçerek yeni yıla neşeyle ve bir avuç umutla girmek herkesin hakkı. Her ne kadar, 31 Aralık gecesinin büyüsünden biraz kurtulup, gerçek Türkiye&#8217;nin gerçek meselelerine gömüldüğümüzde unutacağımızdan emin olsam da sizlere &#8220;barış ve mutluluk dolu bir yıl&#8221; diliyorum.<span id="more-1522"></span></p>
<p>Geçen yıldan akılda kalan birçok olay var ama Uludere olayı yılın son günlerinde meydana gelmesinden dolayı benim açımdan 2011&#8242;e damgasını vurdu. Açıklamalar 35 tane &#8220;masum&#8221; insanın bombardıman altında can verdiği yönünde. Dersim’in hesabının sorulması için koca koca yel değirmenlerine saldıran yerli Don Kişot&#8217;ların sayısının arttığı bir dönemde böyle bir facia sonrası yaşanan sessizlik düşündürücü. Büyük paragraflar ve uzun analizler arasında anlamını yitiriyor olabilir ama ben sade bir şekilde tekrar vurgulamak istiyorum: &#8220;35 masum vatandaş, ordumuzun ateşi altında hayatını kaybetti&#8230;&#8221;</p>
<p>2011 yılından geriye ne yazık ki aklımda kalan en basit ve en ağır cümle bu…</p>
<p>Daha önce kaçakçı sanılarak müdahale edilmeyen grupların karakol baskınları gerçekleştirip onlarca askerimizi şehit etmeleri ve şimdi de Uludere&#8217;de yaşanan olay mücadelenin ne kadar zor olduğunu da bir kez daha gözler önüne seriyor. Önceki karakol baskınlarında saldırgan gruplara müdahale etmeyen askerleri manşetlerde hedef haline getiren taraf medyamızın da bir soluk alıp yaşananları düşünmesi gerekmez mi? Önceki baskınlarda askerin saldırganlardan önce davranmamasını &#8220;kasıtlı&#8221; olarak yorumlayan, olayı &#8220;Ergenekoncular bile bile askerleri öldürtüyor.&#8221; noktasına getiren kalemler Uludere&#8217;yi nasıl yorumlayacaklar, Ergenekon&#8217;dan arındırılmış ordumuzun bir icraatı olarak mı? Yakın geçmişimizdeki bütün pislikleri bir şekilde Ergenekon üstüne atıp kendimizi tatmin ederek geçirdiğimiz 3-4 seneden sonra, üstüne suç atılacak Ergenekoncu kalmayınca telaşa kapılmış gibiyiz.</p>
<p>Böyle bir olay neden yaşandığı, istihbaratın nereden geldiği, kimin kimi oyuna getirdiği ve tabi ki &#8220;Ergenekon&#8221; parmağı konuşuluyor, konuşulmaya da devam edecek. Olay biraz daha netleştiğinde daha sağlıklı yorumlar yapabilir hale geleceğiz. Fakat bu tartışmaların ötesinde konuşmamız gereken, en az bu tartışmalar kadar önemli bir konu var. Uludere&#8217;de 35 kişinin ölümüne neden olan bir bombanın, Taksim&#8217;de patlayan bir ses bombası kadar hayatımızda yer almıyor oluşunu sorgulamamız gerek. Her fırsatta &#8220;acıda ortak&#8221; olduğumuzu iddia eden bir halk olarak, bizden olanların vakitsiz gidişine verdiğimiz önemin coğrafyaya göre değişmemesi gerekirdi. Vicdanını biraz daha olsun rahatlatmak için &#8220;kaçakçılık&#8221; kartını öne sürenlerimiz ise yıllardır bu kaçakçılık değirmeninin kimlerin izniyle döndüğünü sorgulaması gerek. Yoksa ustalık dönemini yaşayan koskoca hükümetimiz dünya devlerine kafa tutarken, 30 tane köylünün kaçakçılık yapmasına mı engel olamıyor?</p>
<p>Yaşamaktan gurur duyduğum bu topraklarda, benim vergilerimle masum insanların üstüne bomba yağdırılmasını hazmedemiyorum. Bir &#8220;yanlışlık&#8221; sonucu bile olmuş olsa, kuru bir &#8220;özürle&#8221; geçiştirilemeyecek kadar yaraladı bu olay bizleri. 10 yıldır yapılan her &#8220;iyi&#8221; şeyi adeta kafamıza vura vura anlatan hükümetimizin, 35 vatandaşın öldürülmesini bir iş kazası olarak göstermeye çalışmasını kabullenemiyorum. Yaşanılan felaketin etkisi azmış gibi ortalıkta konuşulan &#8220;kan parası&#8221; konusu da mide bulandırmaya devam ediyor. Kendini dünyanın en iyi siyasetçileri olarak gören bir kadronun böyle bir olay sonrası ağzından çıkan ilk kelimelerden biri &#8220;tazminat&#8221; olmamalıydı.</p>
<p>Avrupa ülkelerine 3 aylık reçeteler sunan büyüklerimiz<sup>1</sup>, hangi avrupa ülkesinde 35 kişinin &#8220;kazayla&#8221; öldürülmesinin ardından -hiç suçları olmasa dahi- içişleri bakanı, genelkurmay başkanı ya da başbakanın koltuğunda oturmaya devam edeceğini de değerlendirmelidirler.</p>
<p>1. &#8221; Başbakan ve ekibini bir avrupa ülkesi başına getirin sorunları üç ayda çözer dedi.&#8221;<a href="http://tvarsivi.com/player.php?i=2011120737582" target="_blank">http://tvarsivi.com/player.<wbr>php?i=2011120737582</wbr></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/en-aci-hata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İleri Değil Gazı Alınmış Demokrasi!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/ileri-degil-gazi-alinmis-demokrasi/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/ileri-degil-gazi-alinmis-demokrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 17:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan AKTAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1516</guid>
		<description><![CDATA[Eğer bir şekilde Ankara’dan Eskişehir istikametinde yolculuk yapma şansınız olursa, Ümitköy kavşağında çevrenize dikkatlice bakın, namlusu şehir merkezine dönük olarak duran bir tank gözünüze çarpacaktır. Eğer siz de benim gibi orasının Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığı’na ait bir arazi olduğunu biliyorsanız ve de son günlerde popüler olan “ileri demokrasi” konusunda AKP’liler kadar]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer bir şekilde Ankara’dan Eskişehir istikametinde yolculuk yapma şansınız olursa, Ümitköy kavşağında çevrenize dikkatlice bakın, namlusu şehir merkezine dönük olarak duran bir tank gözünüze çarpacaktır. Eğer siz de benim gibi orasının Etimesgut Zırhlı Birlikler Okul ve Eğitim Tümen Komutanlığı’na ait bir arazi olduğunu biliyorsanız ve de son günlerde popüler olan “ileri demokrasi” konusunda AKP’liler kadar derin düşünemiyorsanız, muhtemelen orada bir tank olması konusunu yadırgamayacaksınız.  Bahsettiğim tank bir AKP’li milletvekilinin de gözüne çarpmış olacak ki bakın tank hakkında neler söylemiş: <strong>“Şehrin içinde namlusu Meclis’in olduğu kent merkezine dönmüş bir tank nasıl olur? Askeri vesayete son verdik, asker kışlasına döndü, ileri demokrasiye geçiyoruz diyen bir parti olarak bunu içimize sindiremeyiz.”<sup>1<span id="more-1516"></span></sup></strong></p>
<p>İktidardaki kişilerin demokrasi konusundaki bakış açılarını bir tankın duruşunu dert edebilecek kadar “ilerletmeleri” biz yönetilenler için ne kadar da sevindirici. Her ne kadar benim demokrasi konusunda kendileri kadar derin düşüncelerim olmasa da son günlerde AKP tarafından dillendirilen demokrasimizin ilericiliği konusunda ben de birkaç söz söylemek isterim:</p>
<p>Robert Alan Dahl, “Demokrasi Üstüne” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabında bir ülkenin demokratik olduğundan söz edilebilmesi için minimum 6 şartın olması gerektiğinden bahsetmekte bizlere.<sup>2</sup> Bu şartlar modern temsili demokrasinin temel siyasi öğeleri olarak da algılanabilir. Bu şartları şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>1-      </strong><strong>Seçimle belirlenmiş memurlar</strong></p>
<p>Politikalarla ilgili hükümet kararlarını kontrol etmekle görevli, seçimle belirlenen memurların varlığı.</p>
<p><strong>2-      </strong><strong>Özgür, adil ve sık sık yapılan seçimler</strong></p>
<p>Seçilen memurların sık sık yapılacak özgür ve adil seçimlerle değiştirilmesi.</p>
<p><strong>3-      </strong><strong>İfade özgürlüğü</strong></p>
<p>Vatandaşların cezalandırma tehlikesiyle karşı karşıya olmadan politik konularda memurları, hükümeti, rejimi eleştirebilmeleri ve kendilerini özgürce ifade edebilmeleri.</p>
<p><strong>4-      </strong><strong>Alternatif bilgilenme kaynaklarına erişim</strong></p>
<p>Vatandaşların gazete, dergi, televizyon, telekomünikasyon araçları gibi bilgi kaynaklarından yararlanabilmeleri ve alternatif ve bağımsız kaynaklara ulaşabilmeleri.</p>
<p><strong>5-      </strong><strong>Kurumsal özerklik</strong></p>
<p>Vatandaşların pek çok haklarını elde edebilmeleri için bağımsız kurumlar ya da organizasyonlar kurabilmeleri.</p>
<p><strong>6-      </strong><strong>Vatandaşların dahil edilmesi</strong></p>
<p>Yetişkin hiçbir vatandaşın yukarıda sıralanan beş maddenin kendisine tanıdığı haklardan hiçbir şekilde mahrum edilmemesi.</p>
<p>Benim, Robert Dahl’ın birçok unsur içerisinden kendimce süzüp sıraladığı yukarıdaki altı maddeden en çok önemsediklerim “ifade özgürlüğü” ve “alternatif bilgilenme kaynaklarına erişim” maddeleri. Çünkü eğer ifade özgürlüğü yok ise alternatif sesler çıkamayacak, hükümetin politikaları sorgulanamayacak dolayısıyla farklı bakış açılarına sahip olamayan vatandaşlar da siyasi hayata etkin olarak katılamayacaktır. Demek istediğim, meselelerin hep aynı yönünü duyan vatandaşlar belki tepki vermeleri gerektiğinin farkına varamayacak, seslerini duyurmak için bağımsız kurumlar kurmaya çalışmayacak, seçimlerde oy verirken değişik açılardan düşünemeyecektir. Özgür ifade Robert Dahl’ın da dediği gibi sadece kendi sesimizi duyurma hakkına sahip olmamız anlamına gelmez. Aynı zamanda başkalarının söyleyeceklerini duyma hakkına da sahip olmamız gerekir.<sup>3</sup> Bu da alternatif bilgi kaynaklarına ulaşılabilmemiz, televizyonlarda farklı düşüncelerin seslerini de duyabilmemiz, yazılı medyada farklı düşüncelerin de yazılarını okuyabilmemiz ile mümkündür.</p>
<p>Ne yazık ki şu an, kitapların toplatıldığı hatta basımının engellendiği, muhalif gazetecilerin uzun süredir tutuklu olduğu, televizyonlarda ve gazetelerde muhalif seslerin susturulduğu bir demokrasiyi yaşıyoruz. Ana muhalefet partisinin, hükümetin başbakan yardımcısı hakkında yapacağı ciddi bir gensoru önergesi öncesinde konuşmanın meclis TV’den canlı yayınlaması için TRT önünde eylem yapması ne kadar da acı ileri demokrasimiz adına.<sup>4</sup></p>
<p>Ben şu an yaşadığımız, muhalefetin barınma şansını yeterli ölçüde bulamadığı demokrasiyi, alternatif seslere yeteri kadar ulaşamadığımız için “havası alınmış gazoza” benzetiyorum. Havası kaçmış bir gazozun tatsız tuzsuz bir şey olduğunu çoğumuz deneyimlemişizdir herhalde. Bildiğiniz üzere ileri demokrasimizde parasız eğitimi destekleyen pankart taşıdıkları için üniversite öğrencileri tutuklanıyor, hükümete muhalif eyleme katılanlar hakkında dava açılıyor, köşe yazarları ve televizyonlar çeşitli şekillerde baskı altına alınıyor.  Bizler vatandaş olarak medyada, sistemli bir şekilde, hükümetin belirlediği gündemi, sürekli hükümetin bize duyurulmasını istediği şekilde duyuyoruz. Yani “İleri demokrasi” markalı gazoz şişesinin içinde ne yazık ki “muhalefeti” alınmış, tatsız tuzsuz bir şey var.</p>
<p>Herkese daha demokratik bir yıl diliyorum!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1-<a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;VersionID=96853&amp;Date=01.01.2012&amp;ArticleID=1074195"> Bu tank neyin nesi İsmet Abi</a></p>
<p>2- Demokrasi Üstüne, Robert A. Dahl, sayfa 89</p>
<p>3-  Demokrasi Üstüne, Robert A. Dahl, sayfa 101</p>
<p>4- <a href="http://www.ensonhaber.com/chpli-ince-trt-onunde-eylem-yapti-2011-11-24.html">CHP&#8217;li İnce TRT Önünde eylem yaptı</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/ileri-degil-gazi-alinmis-demokrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Server Hoca&#8217;nın Ardından</title>
		<link>http://www.siyaz.net/server-hocanin-ardindan/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/server-hocanin-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 18:53:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış ÇETİN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1509</guid>
		<description><![CDATA[Yüreğimizi avucumuzda taşıdığımız, idealizmin ateşinin içimizi kavurduğu günlerdi. Cüzdanlarımızın ince, buna inat hayallerimizin kocaman olduğu, “yoksul olup dünyayı sevmenin” hazzını yaşadığımız zamanlardı. Ben ve arkadaşlarım Ankara TÜYAP Kitap Fuarı’nda sergi açmıştık. (Sanırım artık Ankara’da TÜYAP Kitap Fuarı düzenlenmiyor. Bence bu, bir başkent için oldukça büyük bir ayıp.) Nöbetimin olmadığı zamanlarda, taze kağıt kokusunun tadını çıkarıp]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğimizi avucumuzda taşıdığımız, idealizmin ateşinin içimizi kavurduğu günlerdi. Cüzdanlarımızın ince, buna inat hayallerimizin kocaman olduğu, “yoksul olup dünyayı sevmenin” hazzını yaşadığımız zamanlardı. Ben ve arkadaşlarım Ankara TÜYAP Kitap Fuarı’nda sergi açmıştık.<span id="more-1509"></span> (Sanırım artık Ankara’da TÜYAP Kitap Fuarı düzenlenmiyor. Bence bu, bir başkent için oldukça büyük bir ayıp.) Nöbetimin olmadığı zamanlarda, taze kağıt kokusunun tadını çıkarıp fuarı gezer, bıkmadan usanmadan kitapları incelerdim. İşte böyle bir günde tanıştım ilk kez Server Tanilli ile. Server Hoca, şimdi adını hatırlayamadığım bir kitabevinin sergiliğinde oturuyor ve gazetesini okuyordu. Hoca’nın masasının önünde, kitap imzalatmayı, kendisi ile sohbet etmeyi bekleyen hiç kimse yoktu. Masanın önünden onlarca insan, başını çevirmeden, Server Hoca’ya bakmadan geçip gidiyordu. Ben hemen atılmıştım masaya doğru. “Hocam merhaba, nasılsınız?” diye başlayan sohbetimiz yaklaşık on dakika kadar sürmüştü&#8230;</p>
<p>Server Hoca’yı kaybettiğimizi Paris’teyken öğrendim. Ve o anda Ankara’daki ilk karşılaşmamız geldi aklıma. Bu karşılaşma benim için hem bir sevinç hem bir üzüntü kaynağı olmuştu. Şöyle ki; Server Tanilli’yi tanımayıp, bir selam vermeden önünden geçen Ankaralıların görüntüsü, benim için hayatın soğuk ama gerçek yüzüyle ilk karşılaşmamdı sanki. 12 Eylül’den sonra, Server Hoca’yı tanımayan bir nesil yetiştirmiş olmamız, uygarlıktan ve uygarlık tarihinden bihaber olmamızın en önemli nedenlerinden biridir bence. Artık üniversitelerimizde ne Hoca’nın derslerinde hınca hınç dolan anfiler ne de “Candide mi, iyimserlik mi” tartışmalarının yapıldığı kantinler var…</p>
<p>Server Tanilli’nin vefat haberini alıp, kederime gömülmüşken, birden Bursa’daki kütüphanem geldi gözümün önüne. Genelde sevdiğim yazarların kitaplarını her zaman satın alır ve imzalatırım. Ama Server Hoca’nın imzalı bir kitabı yoktu kütüphanemde. Öyle bir kızdım ki kendime, neden kitabını alıp imzalatmamıştım ki? Bilemiyorum, hatırlamıyorum, belki de param yoktu. Pişmanlıklarımın her geçen gün artması artık yavaş yavaş yaşlanmaya başladığımın habercisi galiba…</p>
<p>Bu elim haberden sonra birkaç akşam, Paris’te uzun akşam yürüyüşleri yaptım, kafamı biraz olsun dağıtabilmek için. Yine o günlerde ülkede, çok sıcak bir Dersim tartışması vardı. Sayın Başbakan, seksen yıl öncesinin bazı meseleleriyle yüzleşmek, uğraşmak konusunda çok bir mahir. Ben buradan kendisine seslenmek istiyorum. O kadar gerilere gitmeye pek gerek yok, Sayın Başbakan. Öncelikle Server Hoca gibi bu ülkenin yetiştirdiği ender aydın ve düşünürlerden birini felç eden o aşağılık kurşunu sıkanlarla hesaplaşmaya, kontrgerilla, akıncı gençlik kamplarıyla yüzleşmeye hazır mısınız? Bu davet bizim…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/server-hocanin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kontrollü Demokrasiye Koşar Adım</title>
		<link>http://www.siyaz.net/kontrollu-demokrasiye-kosar-adim/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/kontrollu-demokrasiye-kosar-adim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2011 15:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sezgin ÖZTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1501</guid>
		<description><![CDATA[Dün Ankara Adliye Saray’ı önündeydik.  Adliye binasının bahçesi, Hopa Davası’na tepkisini dile getiren insanlarla dolup taştı. Bazı sanatçılar da bu davada tutuklu yargılanan gençlere destek olmak amacıyla İstanbul’dan kalkıp geldiler. Rutkay Aziz, Altan Erkekli, Mahir İpek; yoğun kar altında gençlere desteğini esirgemeyen sanatçılardan benim görebildiklerimdi. Farklı dünya görüşüne sahip pek çok kişinin bu davaya olan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün Ankara Adliye Saray’ı önündeydik.  Adliye binasının bahçesi, Hopa Davası’na tepkisini dile getiren insanlarla dolup taştı. Bazı sanatçılar da bu davada tutuklu yargılanan gençlere destek olmak amacıyla İstanbul’dan kalkıp geldiler. Rutkay Aziz, Altan Erkekli, Mahir İpek; yoğun kar altında gençlere desteğini esirgemeyen sanatçılardan benim görebildiklerimdi. <span id="more-1501"></span>Farklı dünya görüşüne sahip pek çok kişinin bu davaya olan tepkisi ortaklaşınca kamuoyu baskısı geç de olsa sonuç verdi. 6 ay sonra tutuklu 22 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Bu tahliye özelinde yüzler gülse de Türkiye’de giderek daha fazla etkisini gösteren baskı ortamının yarattığı demokrasi ve özgürlük sorunu elbette sadece bu davayla sınırlı değil. Adım adım değil, koşar adım kontrollü demokrasiye doğru yol alıyoruz…</p>
<p>Hiç kuşku yok ki, iktidar partisi geride bıraktığı 9 yıllık süre içinde, “denetim dışında tek bir kurum kalmamalı” politikasını çok sistematik bir şekilde uyguladı. Milli iradenin vesayet altında olduğu düşüncesinden fazlasıyla beslendi ve faydalandı. Boşaltılan koltuklardan birine kurulabilir miyim düşüncesinde olanlarla, Türkiye’nin demokratikleşme sürecini kendi kişisel hesaplaşma süreçleriyle örtüştürme çabası içine girenler; AKP’nin sanattan bilime, yargıdan siyasete, medyadan toplumsal yaşama, her türlü alanda her boşluğu kendi istediği kalıplarla doldurmasını görmezden geldiler. Daha da vahim bir şekilde, kimileri, düğmesine basılan bu denetim ve kontrol mekanizmasının “ileri demokrasi” sloganıyla yılmaz destekçileri ve savunucuları haline geldi.</p>
<p>Bugüne kadar, AKP’ye yöneltilen her eleştiriye, iktidarın hizmet politikaları kalkan olarak kullanıldı. Sanki demokrasiden ve özgürlüklerden taviz verilmeden topluma “hizmet” edilemezmiş gibi… Bu bakış açısının geçmişte de benzer bir örneği var. Demokrat Parti döneminde sıçrayan ekonomik rakamlar, yapılan yollar, köprüler, köye traktörün makinelerin girmesi hem aydınların hem de geniş halk kitlelerinin DP’ye yoğun ilgi göstermesini ve destek vermesini sağladı. Ancak özellikle 1954 seçimleri sonrasında gelen başarıyla birlikte Celal Bayar’ın dillendirdiği <strong>“ince demokrasiye paydos”</strong> anlayışı ve bu anlayışa göre geliştirilen baskı politikaları, bu desteğin giderek erimesi ve hatta yok olması sonucunu doğurdu. Bugün de, yaşayarak görüyoruz ki, Erdoğan’ın <strong>“ileri demokrasi”</strong> söylemi, Bayar’ın <strong>“ince demokrasiye paydos”</strong> söyleminin daha yumuşak ve süslü bir şekli olmasından başka bir anlam ifade etmiyor.</p>
<p>Demokrasi iddiası, siyasal gücü nasıl elde ettiğinizle elbette ilgili. Ama sadece bununla sınırlı değil. Eğer elde ettiğiniz siyasal temsil gücünü, bu gücü zor kullanarak elde edenlerden farksız şekilde kullanırsanız, demokrasi iddiasından uzaklaşmış olursunuz. Özellikle son bir yılda yaşananlar, demokrasi iddiasının yavaş yavaş nasıl terk edildiğini anlamamız için yeterli.</p>
<p>HSYK seçimlerinde Adalet Bakanlığı listesinin fire vermeden seçilmesi…</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’ne yapılan zorlama atamalar…</p>
<p>Yargıtay Başkanı seçiminde yeni atanan 160 üyenin blok oy kullanışı…</p>
<p>Medya patronları ve yöneticileri ile yapılan toplantılar sonrası değişen gazete manşetleri…</p>
<p>İktidarın iradesi dışında hareket eden hakim ve savcıların çeşitli kılıflar giydirilmiş kararlarla görevden alınışları…</p>
<p>Deniz Feneri Davası’nda yaşananlar…</p>
<p>Cezaya dönüşen tutukluluk süreleri…</p>
<p>AKP’nin %50 oy alarak iktidara gelmiş olması, bütün bu yukarıda sıralananlarının olabilirliğini meşru kılıyorsa; iktidar partisini silahlı gücüne güvenerek iktidara el koyan bir cuntadan ayıran fark, iktidarı elde ediş biçimleri arasındaki ayrımdan ibaret kalır. Çünkü gazete manşetlerini, ha medya patronlarıyla yediğiniz güzel bir yemek sonrası değiştirmişsiniz ha onları silahlı gücünüzle tehdit ederek…</p>
<p>Ortaya çıkan sonuç aynı olduğuna göre, aradaki fark, bizim mevcut siyasal iktidar sayesinde demokraside aldığımız yolu gösteriyor.</p>
<p>Görülen o ki, bu yol da, ancak 4 yılda bir araya konan bir “sandık” boyu kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/kontrollu-demokrasiye-kosar-adim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hopacılara Bir Tutam Saç</title>
		<link>http://www.siyaz.net/hopacilara-bir-tutam-sac/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/hopacilara-bir-tutam-sac/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 09:47:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>siyaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1499</guid>
		<description><![CDATA[Dönem dizilerini sevenler: 12 Mart nostaljisi yaşamak ister misiniz? Yarın Ankara Adliyesi’nde Hopa davasını izlemeye gidin. Darbe dönemlerinde ne yaşandığını, kitabın nasıl suç unsuru sayıldığını, muhalefeti ezmek için hukukun nasıl kullanıldığını en iyi orada görebilirsiniz. * * * Ne olmuştu Hopa’da? Seçim öncesi Başbakan gittiğinde bir grup, onu ve hidroelektrik santralleri protesto etti. Konvoydaki koruma polisi, atılan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dönem dizilerini sevenler:<br />
12 Mart nostaljisi yaşamak ister misiniz?<br />
Yarın Ankara Adliyesi’nde Hopa davasını izlemeye gidin.<br />
Darbe dönemlerinde ne yaşandığını, kitabın nasıl suç unsuru sayıldığını, muhalefeti ezmek için hukukun nasıl kullanıldığını en iyi orada görebilirsiniz.<br />
* * *<br />
Ne olmuştu Hopa’da?<br />
Seçim öncesi Başbakan gittiğinde bir grup, onu ve hidroelektrik santralleri protesto etti. Konvoydaki koruma polisi, atılan taşla yaralandı.<br />
Polis orantısız güçle müdahale etti.<br />
Erdoğan’ın “eşkıya” dediği protestocular arasındaki emekli öğretmen Metin Lokumcu, sıkılan biber gazında kalp krizi geçirerek öldü.<br />
Aynı gün Ankara’da bir protesto yürüyüşü düzenlendi.<br />
Polisin müdahalesiyle iş çatışmaya dönüştü. Onlarca kişi yaralandı. Çoğu öğrenci 54 kişi gözaltına alındı.<br />
* * *<br />
28 kişi için açılan davanın iddianamesi, 1971 “Balyoz” yargılamalarını aratmayacak suçlamalarla dolu&#8230;<br />
Sanıklar, “Mahir Çayan’ın lideri olduğu THKP-C örgütünün üyeleri” sayılıyor. Örgütün tarihi anlatılıyor. Bu arada “Ertuğrul Kürkçü adlı terörist”ten de söz ediliyor.<br />
Kürkçü halen Meclis’te milletvekili&#8230;<br />
Yani savcılık, “Af çıktı, senin cezan sonuçlarıyla silindi, milletvekili oldun, ama ben unutmadım” demeye getiriyor.<br />
“Legal görünüm altında gerçekleştirilen basın açıklaması, yürüyüş, açık hava toplantısı gibi eylemler”den, “terör faaliyeti” gibi söz ediyor.<br />
Peki onca ev basılıp bunca genç içeri alınmış, evlerinde bomba, silah, mermi vs. mi ele geçirilmiş?<br />
Hayır!<br />
Ama savcılığın tabiriyle “Marks, Engels, Stalin gibi şahısların kitapları&#8230;” bulunmuş; 70 model toplatma kararlarıyla&#8230;<br />
İddianameyi okurken bir cümleyi anlayamadım:<br />
Ele geçirilen dokümanda; “Nevroz kovanındır de hakkın değil” deniliyormuş.<br />
“Terör kovanı”nı buldular sandım. Ama değilmiş.<br />
“Newroz Kawa’nındır, Dehak’ın değil” yazıyormuş meğer&#8230;<br />
Darbe dönemi nostaljisi derken haksız mıyım?<br />
* * *<br />
Trajikomik belki ama bu suçlamalar, 6 aydır tutuklu olan sanıkların “terör”le suçlanmalarına yetti. Bazı gençlerin, cezaevinde zorla saçları kesilen arkadaşlarına destek için saçını kestirmesi bile “örgüt delili” sayıldı.<br />
Bugün Eğitim-Sen’e bağlı öğretim elemanları, bu saçmalığa tepki vermek ve “Öğrencilerimizi geri verin” demek için Cebeci kampusunda saçlarını kesip içerdeki öğrencilerine gönderecekler.<br />
Yarın da mahkeme önünde olacaklar.<br />
* * *<br />
1970’lerde de böyle olmuştu.<br />
Demokratik protestoların karşısına orantısız devlet şiddetiyle çıkılmış, her kitap “suç aleti”, her eylem “terörist faaliyet” sayılmış, her muhalife “eşkıya” damgası basılmış, talepler, itirazlar dayakla, işkenceyle bastırılmıştı.<br />
Sonuç ne oldu?<br />
İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önüne set çekilince kırın, dağın, silahın yolu açıldı. Kanlı bir dönem başladı.<br />
Türkiye’ye çok pahalıya patladı.<br />
Aynı filmi yaşayamayız.<br />
Kimse gençlerden koşulsuz itaat beklemesin.<br />
Farklı sese, eleştiriye tahammül edemeyen de siyasete girmesin.<br />
İçerdeki gençlere bir tutam saç da ben gönderiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Can DÜNDAR</p>
<p>08.12.2011, Milliyet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/hopacilara-bir-tutam-sac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

