<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Siyaz</title>
	<atom:link href="http://www.siyaz.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.siyaz.net</link>
	<description>siyahların ve beyazların arasında...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 May 2012 23:02:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	
		<item>
		<title>Suç Aleti: Poşu</title>
		<link>http://www.siyaz.net/suc-aleti-posu/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/suc-aleti-posu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 23:02:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan AKTAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Poşu davası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1683</guid>
		<description><![CDATA[“Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün ve benzerinden yapılmış bir başörtüsü türü.” olarak verilmiş Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “poşu” kelimesinin anlamı. Çoğunlukla Ortadoğu ve Arap dünyasında yaygın olarak güneşten korunmak için kullanılan,  genellikle biri beyaz olmak üzere iki renkten oluşan bir örtü. Ülkemizde de -Türkiye’nin doğusunda çekilen dizilerden aşina olduğumuz üzere- özellikle doğu illerimizdeki insanlarımız sıklıkla]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün ve benzerinden yapılmış bir başörtüsü türü.” olarak verilmiş Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “poşu” kelimesinin anlamı.</p>
<p>Çoğunlukla Ortadoğu ve Arap dünyasında yaygın olarak güneşten korunmak için kullanılan,  genellikle biri beyaz olmak üzere iki renkten oluşan bir örtü. Ülkemizde de -Türkiye’nin doğusunda çekilen dizilerden aşina olduğumuz üzere- özellikle doğu illerimizdeki insanlarımız sıklıkla kullanıyor poşuyu.<span id="more-1683"></span> Her ne kadar PKK militanları ile özdeşleştirilmeye çalışılsa da poşu, Ortadoğu’daki insanların çok önceden beri kullanageldikleri kültürel bir aksesuar. Kaldı ki son zamanlarda poşu, değişik renk ve tasarımlarıyla Batı’daki büyük şehirlerde de insanların kullandığı bir aksesuar haline gelmiş durumda. Popstarımız Tarkan’ın boynunda bile gördük hatırlarsanız.</p>
<p>Muhtemelen Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül de İstanbul Kağıthane’de boynunda “poşu” olduğu için tutuklandığı gün, poşuyu sadece bir aksesuar olarak boynuna dolamıştı. Kağıthane’de o gün bir markete Molotof kokteylli bir saldırı yapılmış, tanıklar saldıranların poşu kullandıklarını söylemişlerdi. Kendisinde de o an poşu olduğu için Cihan da şüpheli olarak gözaltına alındı- saldırıyı yapanların poşu kullandığı bilindiği için Cihan’ın şüpheli durumuna düşmesinde anormal bir durum yoktu bence. Anormal durum Cihan’ın tutuklu yargılanmasıyla başladı. Cihan’ın söz konusu Molotof kokteyllerinde parmak izine ya da DNA örneğine rastlanılmamasına, olay günü tutanak tutan polislerin molotofu atanın Cihan olup olmadığından emin olmadıklarını söylemelerine, hatta gizli bir tanığın o gün olay yerinde gördüğü kişinin Cihan olmadığını söylemesine rağmen, Cihan iki yılı aşkın tutuklu yargılama sürecinden sonra 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.<sup>1</sup></p>
<p>Yine ileri demokrasimizde bir başka davada da ne hikmetse “Suçu kesinleşene kadar kişi suçsuzdur.” anlayışını değil “Delil yoksa da yarat, suçsuzu suçla, konuyu kapat!” anlayışını görüyoruz. Haberlerden öğreniyoruz ki, adli emanetin 2010/200 sırasına kayıtlı poşu tabir edilen bez parçasının suçta kullanıldığı anlaşıldığından zorla alımına karar verilmiş, Cihan’ın cep telefonu ailesine iade edilirken, poşu bir suç aleti olarak değerlendirilerek geri verilmemiş.<sup>2</sup></p>
<p>“Bu ülkede başörtüsü nedeniyle kızlarımız ikna odalarına konuldu, üniversiteye alınmadı.” diyen Başbakanımız, ortada delil olarak sadece boynuna doladığı “poşu” adlı örtü nedeniyle iki yıl tutuklu yargılanarak üniversitesinden mezun olamayan, bir de 11 yıl 3 ay cezaya çarptırılarak hayatı karartılan 22 yaşındaki genç Cihan için neden sesini çıkarmıyor?</p>
<p>Cihan’ın “kindarlık” seviyesi Başbakanımızın ilgisini çekecek seviyede olmadığından mı yoksa?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1-    <a href="http://www.odatv.com/n.php?n=posumu-taktim-seni-bekliyorum--2503121200">  Poşu Davası&#8217;nda Aslında Neler Oldu?</a></p>
<p>2-   <a href="  http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;ArticleID=1087771&amp;CategoryID=77"> Poşu Davasında 11 yıl Hapis</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/suc-aleti-posu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Gezmiş Hayatta Olsaydı&#8230;</title>
		<link>http://www.siyaz.net/deniz-gezmis-hayatta-olsaydi/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/deniz-gezmis-hayatta-olsaydi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 May 2012 20:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakan AKTAY</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1679</guid>
		<description><![CDATA[“Delikanlım! İyi bak yıldızlara. onları belki bir daha göremezsin. Belki bir daha yıldızların ışığında kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin…” Nazım Hikmet’in yukarıdaki müthiş dizelerini Tuncel Kurtiz’in seslendirmesiyle başlıyor Can Dündar’ın Deniz Gezmiş’i anlattığı “Delikanlım&#8230;İyi Bak Yıldızlara&#8230;” adlı belgesel. Belgeselde Deniz Gezmiş’in hayatta kalan yakın dostları, Deniz’i ve 70’lerde Deniz ile birlikte yaşadıklarını anlatıyor. Deniz Gezmiş’i]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Delikanlım!</strong></p>
<p><strong>İyi bak yıldızlara.</strong></p>
<p><strong>onları belki bir daha göremezsin.</strong></p>
<p><strong>Belki bir daha</strong></p>
<p><strong>yıldızların ışığında</strong></p>
<p><strong>kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin…”</strong></p>
<p>Nazım Hikmet’in yukarıdaki müthiş dizelerini Tuncel Kurtiz’in seslendirmesiyle başlıyor Can Dündar’ın Deniz Gezmiş’i anlattığı “<em><strong>Delikanlım</strong></em>&#8230;<em><strong>İyi Bak Yıldızlara</strong></em>&#8230;” adlı belgesel. Belgeselde Deniz Gezmiş’in hayatta kalan yakın dostları, Deniz’i ve 70’lerde Deniz ile birlikte yaşadıklarını anlatıyor. Deniz Gezmiş’i ve 68 kuşağını daha iyi tanımak isteyen herkese belgeseli izlemelerini şiddetle tavsiye ederim.</p>
<p>Belgeseli 6 Mayıs sabahı, yani 40 yıl önce Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilişlerinin yıldönümünde izledim. Belgeselin sonunda ister istemez aklıma yazının başlığındaki soru takıldı: “Deniz Gezmiş ve idam edilenler bugün hayatta olsaydı, Türkiye daha farklı bir yer olur muydu acaba?”</p>
<p>Bilindiği gibi “68 kuşağı hareketi” Avrupa’da öğrenci hareketi olarak doğdu ve Avrupa’daki gençler eylem ve söylemleriyle (üniversite işgali, Molotof kokteyli kullanılması vs.) bizim ülkemizde Deniz Gezmiş ile sembolleşen “Türkiye’nin 68 kuşağına” örnek teşkil ettiler. Türkiye’dekinin aksine 60’lı yıllarda Avrupa’daki gençlik hareketinin önde gelenleri hayatta kalmayı başardılar ve siyaset yapmaya devam edebildiler. Hatta bu kişiler yıllar sonra bulundukları ülkelerde yönetim anlamında çok önemli yerlere de geldiler, Avrupa’nın değişiminin öncüsü oldular. Fransız yazar Jean-Claude Barreau kendi ülkesindeki 68 kuşağı hakkında “Komuta makamlarına yerleşmiş (şimdilerde 60 yaşında olan) eski 68’lileri sayamayız çünkü çok kalabalıklar…” diyor.Tabii ki dünyanın değişimiyle birlikte zamanında Türkiye’deki tabirle “hızlı solculardan” olan Avrupa’nın 68 kuşağı liderlerinin görüşleri de zamanla değişmiş, Avrupa’da sol 1983’ten itibaren özgürlükçü-liberal bir yola girmiştir.<sup>1 </sup>68 kuşağının Avrupa’daki en hızlı isimlerinden Fransız entellektüel Regis Debray- ki Bolivya’da Che ile birlikte gerilla örgütlenmesine bile katılmıştır- yıllar sonra, geçmişte ülke ülke dolaşan profesyonel devrimcilerin her yerde devrim yapabileceklerine inandıklarını, ulusal özellikleri küçümsediklerini, gerçek devrimlerin ulusal nitelikli olduklarını fark etmediklerini itiraf etmiş, piyasanın diktatörlüğüne karşı sosyal demokrasinin alternatif rolü oynamak durumunda olduğunu söylemiştir.<sup>2</sup></p>
<p>Muhtemelen Deniz Gezmiş ve arkadaşları da bugün hayatta olsalardı bir şekilde siyaset yapmaya devam ediyor olacaklardı ve nasıl ki o zamanki konjonktürde dünyadaki dönüşümü izleyip düşüncelerini ve eylemlerini şekillendirdiyseler, bugün de bence-Avrupa’daki çoğu yaşıtlarında olduğu gibi- dünyadaki değişim doğrultusunda kendi fikirsel ve eylemsel değişimlerini yaşayacaklar, muhtemelen yönetim kademelerinde yer alarak entelektüel birikimlerini Türk demokrasisine yansıtacaklardı. Oysaki Türkiye’de 68 kuşağı liderleri bildiğiniz gibi idam edildi ya da öldürüldü ve gelecek nesiller olarak bizler ne yazık ki onların dönüşümünü göremeden onları sembolleştirdik, sloganlaştırdık. Belki de Türkiye’de solun ütopyacı-romantik bir anlayışın dışına çıkamamasına bunun da etkisi vardır, ne dersiniz?</p>
<p>“Deniz ve arkadaşları bugün hayatta olsalardı Türkiye nasıl bir yer olurdu?” sorusuna sanırım herkesin kendince çok değişik cevapları olabilir, ben eğer onlar hayatta olsalardı kısaca daha demokratik bir ülkede yaşıyor olurduk diye düşünüyorum.</p>
<p>Şiir ile başladım şiir ile bitireyim;</p>
<p><strong>“Yaşasaydı o delikanlı,</strong></p>
<p><strong>Yıldızlar daha bir parlak olurdu şimdi…”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>1- Jean-Claude Barreau, Tarih Öncesinden Günümüze Bütün Dünya Tarihi, sayfa 334</p>
<p>2- Hasan Cemal, Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım, Doğan Kiapçılık, sayfa 94-6</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/deniz-gezmis-hayatta-olsaydi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öfkesine Yenik Bir Başbakan</title>
		<link>http://www.siyaz.net/ofkesine-yenik-bir-basbakan/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/ofkesine-yenik-bir-basbakan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 20:29:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sezgin ÖZTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[MUSİAD]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1673</guid>
		<description><![CDATA[Başbakanın ortaya attığı “dindar nesil” isteği “Buyurun işte şeriat geliyor!” çerçevesinde değerlendirilirse işin özü kaçırılmış olur. Şeriatın kapımızda olduğuna dair yapılan korku siyasetinin kimseye bir faydası olmadığını yaşayarak tecrübe ettik zaten. Olmayan bir tehdidi ön plana çıkararak önümüzde duran asıl tehdidi dillendirmiyoruz. Şeriat falan gelmiyor, gelen bir şey varsa o da bir akademisyenin bir söyleşide]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakanın ortaya attığı “dindar nesil” isteği “Buyurun işte şeriat geliyor!” çerçevesinde değerlendirilirse işin özü kaçırılmış olur. Şeriatın kapımızda olduğuna dair yapılan korku siyasetinin kimseye bir faydası olmadığını yaşayarak tecrübe ettik zaten. Olmayan bir tehdidi ön plana çıkararak önümüzde duran asıl tehdidi dillendirmiyoruz. Şeriat falan gelmiyor, gelen bir şey varsa o da bir akademisyenin bir söyleşide dillendirdiği Putinokrasidir, demokrasinin terk edilişidir!<span id="more-1673"></span></p>
<p>Dindar nesil istemekle, belirli davranış kalıpları olan bir nesil hedefleniyor. İktidar partisinin ideolojik alanını genişletmek istemesi, bu alana daha fazla kişi katmak istemesi, yine bu alana dâhil olabilecek bir nesil istemesi doğal karşılanabilir. Bu çaba doğrultusunda iktidar bugün, bir davranış modeli ortaya koyuyor. Bu, bir örnek olma sınırları içinde algılanabilecek bir yaklaşım olmaktan öte, çeşitli mekanizmalarla topluma dayatılır hale geldi. Sorun tam olarak da burada.  Bu yaklaşımla, bu modele uygun biçimde, bireyler ve kurumlar şekillendiriliyor, şekillendirilmeye çalışılıyor.</p>
<p>İktidar bir “iyi alan” tanımlıyor, bu alanın içinde olduğunu düşündüklerini açıktan destekleyip, herkesi de bu “iyi alan”a davet ediyor. Bu davetin nazik bir çağrı olarak düşünülmesi, başbakanın kullandığı üslup göz önüne alındığında saflıktan başka bir anlam ifade etmiyor. Çünkü başbakan hemen her konuşmasında “ötekileştirme”nin dilini kullanıyor. Kendisini yapılan muhalefete karşı -bu muhalefet ister siyasi partilerden, ister sivil toplum örgütlerinden, ister medyadan, ister sanatçılardan gelsin- hiç vakit kaybetmeksizin bir öfke patlaması yaşıyor. Kendisinin ve partisinin bu millet için var olduğu, bu millete hizmet ettiği; dolayısıyla muhalefetin ancak ve ancak yine bu milleti sevmeyenler tarafından yapıldığı gibi bir resim ortaya koyuyor. En son devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi konusunda söyledikleri bunu çok net bir şekilde gösteriyor. Başbakan kendisine yapılan muhalefetten yola çıkarak sanatçıları “milleti aşağılamakla, küçümsemekle, sadece kendilerinin ürettiğini sanat sanmakla” suçluyor. Sanatçıları jakoben olmakla itham ediyor. Bu dil, ötekileştirmenin, hedef göstermenin dili… Toplum huzuruna hizmet etmek bir yana, toplumda düşmanlıkları körükleyecek, bölünmeleri derinleştirecek bir üslup. Aynı yaklaşımı TUSİAD’ı hedef gösterdiği, MUSİAD’ın Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada da gördük. Başbakanın bu tutumu, iktidarın davetini reddederek, kendi tanımladıkları “iyi alan”ın dışında kalmayı tercih edenleri de doğrudan doğruya “kötü” tanımının içini sokuyor. Dindar nesil isterken aynı zamanda da formatlamaya karşı olduğunu iddia eden başbakanın siyaset yapma, toplumu ele alma biçimi totaliterizmin 21. Yüzyıl versiyonunu sergiliyor. Başbakan, kendisinden olmayanın kendisini ifade edebilme özgürlüğünü tanımayan bir tutum takınıyor.</p>
<p>Oysa %50 gibi çok ciddi bir oyla iktidarını devam ettiren bir başbakandan daha rahat, daha kucaklayıcı, daha tahammüllü bir tutum beklemek normal olandı. Bu hırçınlığın, öfke patlamalarının, farklı düşünceye tahammülsüzlüğün ne başbakana, ne partisine ne de topluma bir faydası olduğu ortada. Ancak Başbakan, bu gerçeğin farkında değil. Bu durumu daha tehlikeli hale sokansa, başbakanın öfkesine öfke katarak aldığı bu yolda, aynı yağmurda ıslandığı arkadaşlarının da bu farkındalığa sahip olmaması…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/ofkesine-yenik-bir-basbakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Behzat Ç&#8217;ye Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği</title>
		<link>http://www.siyaz.net/behzat-cye-saldirmanin-dayanilmaz-hafifligi/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/behzat-cye-saldirmanin-dayanilmaz-hafifligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 21:06:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can YALÇIN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Behzat Ç]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Arınç]]></category>
		<category><![CDATA[RTÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1666</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda bakanlarımızın dikkatini fazlasıyla çeken bir dizi var: Behzat Ç.  Bülent Arınç &#8220;Behzat Ç.&#8217;yi yayınlayan kanala, alkol ve sigarayı özendirmek, ahlaki gelişime zarar verecek türde yayınları gençlerin izleyebileceği zaman diliminde yayınlamaktan iki kez ceza verdik. Yayınları dikkatle takip ediyoruz.&#8221; demişti. Daha öncesinde de MHP Tekirdağ milletvekili Bülent Belen, Behzat Ç. dizisinde alkol kullanımı, evlilik]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda bakanlarımızın dikkatini fazlasıyla çeken bir dizi var: Behzat Ç.  Bülent Arınç &#8220;Behzat Ç.&#8217;yi yayınlayan kanala, alkol ve sigarayı özendirmek, ahlaki gelişime zarar verecek türde yayınları gençlerin izleyebileceği zaman diliminde yayınlamaktan iki kez ceza verdik. Yayınları dikkatle takip ediyoruz.&#8221; demişti. Daha öncesinde de MHP Tekirdağ milletvekili Bülent Belen, Behzat Ç. dizisinde alkol kullanımı, evlilik dışı ilişkiler, Türk aile yapısı ve devleti temsil eden görevlilere yakışmayan davranışlar olduğunu söyledi. <span id="more-1666"></span>Son olarak Yeşilay Başkanı 24 saat içki ve sigara içen, argo konuşan bir kişinin Türk polisini temsil edemeyeceğini söyleyerek dizinin yakında yayından kalkacağını söylüyor.</p>
<p>Gerçeği yansıtmak zorunda olmayan, buna rağmen her bölümün başında “Bu dizideki karakterlerin ve olayların gerçek kişiler ve kurumlarla ilgisi yoktur… Tamamen kurmacadır.”  uyarısını da belirten bir dizi için hala gerçeği yansıtmıyor diyenlere sormak istediğim bir soru var: Türkiye’de çekilen bir dizi, film veya program, Türk kültürünü ve geleneğini yansıtmak zorunda mı?</p>
<p>Mesela Miami’de çekilen “Dexter” dizisini ele alalım. Dexter, Miami Metro Polisi&#8217;nde kan analisti olarak çalışan bir polistir. Bir yandan da cinayet işlemeyi kendisinin ve babasının kurallarıyla bir sanat haline getirmiş bir seri katildir. Ancak kimse Dexter Amerikan polisini mi temsil ediyor bu dizide diye sormamıştır.</p>
<p>Behzat Ç.’nin alkol ve sigarayı özendirdiğini iddia edenler, bunların tüketimini daha az özenilir hale getirmek için koydukları vergilerle ellerinden geleni yapmışlardır. Doğalgaz, elektrik, su faturalarını nasıl ödeyeceklerini düşünen insanların içki ve sigara alabilmeleri için Behzat Ç. izlemekten daha fazlasına ihtiyaçları var. Kaldı ki bu ülkede nasıl töre cinayetleri sırf dizilerde var diye işlenmiyorsa alkol ve sigara tüketimi de sırf bir dizide tüketiliyor diye olmayacaktır.</p>
<p>Saat 22:00’den sonra yayınlanan Behzat Ç. dizisinin çocukları ve gençleri kötü etkilediğini iddia edenler, çocukların televizyon izleyebileceği gündüz saatlerinde hangi programlar olduğunu araştırırlarsa, evlilik programlarıyla, aile içi pek çok dramın seyirlik hale getirildiği sabah programlarıyla, kadınları alışveriş konusunda yarıştıran içi boş yarışma programlarıyla dolu olduğunu göreceklerdir. Amaç çocukların televizyon programlarından kötü etkilenmemesini sağlamaksa bu programlar neden hala var? Bu programlar çocuk gelişimini olumlu yönde mi etkiliyor?</p>
<p>Demek ki sorun çocukların televizyon programlarından kötü etkilenmesi veya gençlerin alkole sigaraya özenmesi değil. Sorun, muhalefet. Behzat Ç. dizisi kadına şiddetten eşcinsellerin toplum tarafından kabul görmemesi ve ezilmesine, gecekonduların yıkımından işsizliğe, basına uygulanan sansürden tutuklu gazetecilere kadar bütün toplumsal sorunlara değinmektedir. Bu sorunlar ki iktidarın çözemediği daha doğrusu çözmeye yanaşmadığı sorunlardır.</p>
<p>Bu sorunların halka yansıtılması ve iktidara bu sorunları öncelikle çözme ödevinin hatırlatılmasıdır gerçek sorun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/behzat-cye-saldirmanin-dayanilmaz-hafifligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hükümetleştirmek “in” Devletleştirmek “out”</title>
		<link>http://www.siyaz.net/hukumetlestirmek-in-devletlestirmek-out/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/hukumetlestirmek-in-devletlestirmek-out/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 19:15:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahar YALÇIN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1661</guid>
		<description><![CDATA[Artık kimse niyetini belli etmekten çekinmiyor. 4+4+4’ün en çok tepki çeken, açık öğretime izin veren dolayısıyla kız öğrencilerin liseye gönderilmemesinin önünü açacak olan madde şimdi de lise yönetmeliğinde değişiklik ile karşımızda. Tartışma yaratacak pek çok konu başlığını barındıran yönetmeliğin ayrıntısına girmeyeceğim ancak bu yönetmelik gereğince liseye giren öğrencinin evlenmesine izin verilmesi ve bir öğrencinin disiplin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık kimse niyetini belli etmekten çekinmiyor. 4+4+4’ün en çok tepki çeken, açık öğretime izin veren dolayısıyla kız öğrencilerin liseye gönderilmemesinin önünü açacak olan madde şimdi de lise yönetmeliğinde değişiklik ile karşımızda. Tartışma yaratacak pek çok konu başlığını barındıran yönetmeliğin ayrıntısına girmeyeceğim ancak bu yönetmelik gereğince liseye giren öğrencinin evlenmesine izin verilmesi ve bir öğrencinin disiplin soruşturması sonucu olarak ya da devamsızlık yüzünden okuldan uzaklaştırılıp açık öğretime yönlendirilmesi pes artık dedirtecek türden.<span id="more-1661"></span> Bu “Siz ne derseniz deyin, biz bir şekilde olayı istediğimiz noktaya getiririz, getiremesek de içimizden geçeni ayan beyan söylemekten, kamuoyunun gözüne sokmaktan hiç de çekinmeyiz.” anlayışının resmen ilanıdır.</p>
<p>Bu yürütmelik değişir ya da değişmez bu haliyle kalır bilemiyorum ama kız çocuklarını lisede görmeye tahammülü olmayan anlayışın değişmeyeceği ortada ki bu anlayış kendisini “dindar nesiller istiyorum” diyerek açık bir şekilde ortaya koyuyor. Aynı anlayış seçmeli dersler aracılığıyla aile fişlemesi yapmaya çalışıyor, hatim indirerek üniversite açıyor kısacası kamusal alanda taşıdığımız vatandaş kimliğini dini motiflerle süslerken özünde var olanı anlamsız kılıyor.</p>
<p>Pek çok zaman kafa karışıklığı yaratacak biçimde bu ülkenin hükümeti ve devleti aynı anlama geliyormuş gibi kullanılırken konu devletin henüz tam olarak “hükümetleştirilmemiş” bir alanına gelip çattığında bildiğimiz her şeyin unutulması bekleniyor. “Devlet okulu” kötü, “devlet hastanesi” pis, “devlet tiyatrosu” anti-demokratik…  Devlet okullarının ve hastanelerin durumunu iyileştirmek yerine özel olanına daha uygun imkanlarla erişimi sosyal devletin bir hizmeti olarak sunmak ne kadar ahlaksızlıksa; tüm bunların altında yatan sebeplerin kendi kadrolarını özgürce çalıştırabilecekleri kurumlar yaratarak, istedikleri nesli kendi gayri resmi tarihleriyle yetiştirebilecekleri ortamlar sağlamak olduğunu artık hiç çekinmeden dile getirmeleri de bir o kadar haksızlık.</p>
<p>Son olarak partisinin gençlik kurultayında bence gençlere hiç de güzel bir örnek oluşturmayacak, saldırgan bir konuşma yapan başbakana partinin gençleri Kuran-ı Kerim hediye ederek dindar gençliğin altını doldurdular. Bugün dindar gençlik formatlamasına karşı durmayan gençler ne yazık ki  formatlandığımızı iddia ettikleri yıllarda o günün gençlerinin din kitaplarının yanında bu devletin savaş yıllarında Türkçeye kazandırdığı yüzlerce dünya klasiğini okuma şansını elde ettiği için bugün kendilerinin bir gençlik kongresi yapabildiklerinin ve kendilerini nasıl bir birey olarak tanımlamak istediklerini ifade etme özgürlüklerinin olduğunun farkında gibi durmuyorlar.  Sanatın evrenselliğini anlayamamış ve muhafazakar sanat anlayışının var olabileceğini düşünen, her absürt uygulamanın kılıfı haline gelmiş demokrasi söylemini sanatı muhafazakarlaştırmak adına da kullanabileceğini düşünen bu anlayış, sanat tarihine biraz hakim olsaydı, onun demokrasi ile ortaya çıkmadığını demokrasinin sanat ile ortaya çıktığını kavrayabilir; bugün Türkiye’de sanatın önünün kesebileceğini, ancak yaratılmaya çalışılan dindar neslin sanatı tekeline almaya çalışarak sanatçı olamayacağını anlayabilirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/hukumetlestirmek-in-devletlestirmek-out/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhafazakâr 1 Mayıs Hepimize Hayırlı Olsun!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/muhafazakar-1-mayis-hepimize-hayirli-olsun/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/muhafazakar-1-mayis-hepimize-hayirli-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 11:45:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sezgin ÖZTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[1 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Tandoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1657</guid>
		<description><![CDATA[Bağış yapmamız gereken vakıflar bizzat başbakan tarafından işaret ediliyor ve bu vakıflar bu işaret sonrasında bağış rekorları kırıyor. Öte yandan yüz binlerce öğrencinin okutulmasında payı olan ÇYDD terörist örgüt olarak yaftalanıyor, hasta yatağındaki başkanı Türkan Saylan’ın evi aranıyor. Biz işte böyle bir adalet anlayışıyla karşı karşıya bırakılıyoruz. Başbakan MUSİAD’ın Genel Kurulu’nda TUSİAD’a söylemediğini bırakmıyor. Böylelikle]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bağış yapmamız gereken vakıflar bizzat başbakan tarafından işaret ediliyor ve bu vakıflar bu işaret sonrasında bağış rekorları kırıyor. Öte yandan yüz binlerce öğrencinin okutulmasında payı olan ÇYDD terörist örgüt olarak yaftalanıyor, hasta yatağındaki başkanı Türkan Saylan’ın evi aranıyor. Biz işte böyle bir adalet anlayışıyla karşı karşıya bırakılıyoruz.<span id="more-1657"></span></p>
<p>Başbakan MUSİAD’ın Genel Kurulu’nda TUSİAD’a söylemediğini bırakmıyor. Böylelikle iş adamlarına hangi derneği tercih etmeleri konusunda gerekli mesaj da verilmiş oluyor. İşte biz dernekleşme özgürlüğünün bu noktada olduğu bir katılımcı(!) demokrasiyi yaşıyoruz.</p>
<p>Başbakan gazete patronlarına gerektiğinde gazetelerindeki köşe yazarlarının kulaklarını çekmeleri konusunda talimat verebiliyor. Bir Başbakan Yardımcısı “Zaman” gazetesi dışında bir gazete okumamızın ne kadar gereksiz olduğunu söyleyebiliyor. Hapishaneler tutuklu gazetecilerle doluyken, bir bakanımız bu gazetecileri katil olmakla, tecavüzcü olmakla, soyguncu olmakla suçluyor. Başbakan bir gazeteciyi başka bir gazeteciyle yaptığı bir röportajda tehdit edebiliyor, röportajı yapan gazeteci bu durumdan rahatsız olma gereği dahi duymuyor. İşte biz basın özgürlüğünün böylesine yüksek standartlara ulaştığı bir ülkede okuyoruz sabahları gazetelerimizi.</p>
<p>Başbakan, onlarca aydının yakılarak öldürüldüğü, kitlelerin vicdanında derin yaralar açan bir dava sonucunda “Hayırlı olsun.” diyebiliyor. İşte biz, insan haklarının bu denli ayaklar altına alındığı bir ülkede, vicdanımızı, iki darbeci paşayı yargılar gibi yaparak rahatlatıyoruz.</p>
<p>El ele tutuşan sevgililere dahi tahammül edemeyen Emniyet Müdürleri’nin tabiriyle “her çalının dibinin yatak odasına döndüğü” ülkemizde, çocuklarımızı asla göndermememiz gereken parklarda sevgili avına çıkan kolluk kuvvetlerimizin haberlerini izliyoruz evlerimizden.</p>
<p>Hem “dindar nesil yetiştirme projesi”ne sahip hem de “formatlamaya karşı olduğunu söyleyen”, kendi içinde nasıl bir çelişkiye düştüğünün dahi farkında olmayan bir başbakanın ülkesinde, her gün bir başka demokrasicilik oyunu seyrediyoruz.</p>
<p>Bu oyuna sonunda 1 Mayıs’ı da alet ettiler.</p>
<p>Ankara’da Tandoğan meydanındaki kutlamalarda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik konuşuyor. Bakan almış mikrofonu eline, şöyle sesleniyor karşısındaki kitleye:</p>
<p>“Birileri konuştu biz gereğini yaptık. Hayırlı olsun. Darbeler yaşandı, bunlar bir bir geride kalıyor. 4+4+4 yasalaştı Allah’a ne kadar hamd etsek azdır.”</p>
<p>Ne demeli?</p>
<p>Muhafazakar 1 Mayıs’ımız hayırlı olsun!</p>
<p>Bizlere; işçinin, emekçinin bayramında; meydanlarda Çalışma Bakanı’nın konuştuğu, hükümet propagandasının yapıldığı bir ülkede yaşama şansı verdiğiniz için asıl biz Allah’a ne kadar hamd etsek azdır!</p>
<p>En azından 1 Mayıs&#8217;ı bu halka bırakın, bırakın bir nefes alsın insanlar!</p>
<p>Sizi değil kendimizi dinlediğimiz bir gün geçirelim!</p>
<p>Çok şey mi istiyoruz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/muhafazakar-1-mayis-hepimize-hayirli-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan Erdoğan Ayrım Yapıyor!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/basbakan-erdogan-ayrim-yapiyor/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/basbakan-erdogan-ayrim-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2012 08:42:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>siyaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seçtiklerimiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1654</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan&#8217;ın bir derneğin kongresinde, diğer derneğe açıkça karşı çıkması insan haklarına sığar mı? Sayın Erdoğan, cumartesi günü Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) genel kurul toplantısında konuştu. Dinleyicilerini mutlaka kazanmak isteyen bir siyaset adamı gibi tavizkârdı, ayrımcıydı! Başbakan, amaçları ve yapıları birbirine yakın iki ulusal derneği, ev sahibini göklere çıkardı, diğerini aşağıladı. Birinin adını]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başbakan Erdoğan&#8217;ın bir derneğin kongresinde, diğer derneğe açıkça karşı çıkması insan haklarına sığar mı?</strong></p>
<p>Sayın Erdoğan, cumartesi günü Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) genel kurul toplantısında konuştu. Dinleyicilerini mutlaka kazanmak isteyen bir siyaset adamı gibi tavizkârdı, ayrımcıydı!<br />
Başbakan, amaçları ve yapıları birbirine yakın iki ulusal derneği, ev sahibini göklere çıkardı, diğerini aşağıladı. Birinin adını vererek övdü, diğerinin adını bile anmadı.<br />
Başbakan, ‘statükocular ve sırtını devlete dayayan sermaye çevreler’ tanımıyla, MÜSİAD’ın karşısına koyduğu Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nden (TÜSİAD) başkası olamazdı; kaldı ki, geçmişteki bazı olayları hatırlatarak TÜSİAD’ın başka bir kurumla karıştırılmasına yer bırakmadı.<br />
Başbakan’ın, ‘kurulduğu günden itibaren Türkiye’nin demokratikleşmesinde, sivilleşmesinde, hak ve özgürlüklerin, demokratik standartların ilerletilmesinde her zaman dik, onurlu, ilkeli bir duruş’ diyerek övdüğünün MÜSİAD, “Bugün demokrasiyi hatırlayanlar, 28 Şubat’ta maalesef suspus olmuş, ellerini ovuşturmuşlardır” sözüyle yerdiği TUSİAD olduğu açıktı.</p>
<p><strong>‘75 milyonun hükümeti’ </strong><br />
Konuşmayı dinlemeyen ve okumayanlar için, talihsiz karşılaştırmadan örnekler vermek istiyorum:<br />
‘Statükocular ve sırtını devlete dayayan sermaye çevrelerinin’, ‘ben artık fırın satmayacağım, ben fırın üreteceğim, ben fırın ihraç edeceğim’ diyenleri ‘sadece ve sadece bayi olarak görmek’ istediğini MÜSİAD Genel Kurulu’nda Başbakan söylemiştir.<br />
Bu yaklaşım, işadamları arasına nifak sokmak değil de nedir? Bu sözlerle, iş adamlarına iki dernekten biri işaret edilip, oraya üye olmaları gerektiği önerilmiyor mu?<br />
Bir siyaset adamı aynı alandaki derneklerden birini kendine diğerinden daha yakın görebilir ama bu tercihini söyleyebilir mi? Başbakan bunlardan birinin genel kuruluna çıkıp da açıkça diğer derneğe temelden karşı çıkabilir mi? Dernek özgürlüğü anlayışı bu mu?<br />
“28 Şubat, aynı zamanda Anadolu’nun işte bu başarılı işadamlarına karşı yapılmış bir müdahaledir” diyen Erdoğan soruyor: “O malum çete, 28 Şubat sürecinde nasıl oldu da, hangi gerekçeyle askeri müdahaleye çanak tuttu, askeri müdahalenin parçası haline geldi?” ‘O malum çete’ denirken kimlerden bahsedildiğinde şüpheniz var mı? Şimdi Sayın Başbakan’a sormalıyız: Bu nasıl “75 milyonun hükümeti”?</p>
<p><strong>Ayrılıkları arttırmak </strong><br />
Doğrudur, ‘O dönemde bu şirketler’ kamu ihalelerine, özelleştirme ihalelerine alınmamış, kamu ve özel sektör bankalarından kredi kullanmaları engellenmiş, belli ürünlerin belli yerlerde satılması yasaklanmıştır! Ancak, hukuksuz işlemlerden yarar sağlayanları veya zarar görenleri bir dernek üyeliğiyle sınırlamak mümkün müdür? MÜSİAD üyelerinin hepsi mazlum, TUSİAD’ın bütün üyeleriyse zalimlerin yanında!<br />
Kanunsuz davranışları, derneklerden birinin bütün üyelerine yükleyip, diğer derneğin üyelerinin bütünüyle masum olduğu yolunda görüş ne derece adaletlidir? Bu düşüncelerin, milletin birliğine zarar verdiğini, bütünlüğümüzü korumamız gerektiğini Başbakan her zaman söylemiyor muydu? Şimdi ne değişti?<br />
MÜSİAD’ın kendileriyle ‘yol arkadaşlığını’ sürdüreceğine inanan Başbakan, yazdıklarımı geride bırakan sözlerle adeta ayrımcılığı savunma ve derinleştirme çabasına girdi!<br />
Sayın Erdoğan MÜSİAD konuşmasında darbeleri soruşturmak için kurulan araştırma komisyonundan da bahsetti. Konuşmanın tamamı, araştırmadan beklenti ve amacın halk kesimleri arasındaki ayrılıkların artması ve derinleşmesinin istendiği şüphesi yaratıyor.<br />
Dün Ankara’da toplanan Gençlik Kolları kongresindeki konuşmasında da Başbakan, sorumluluk hırkasını giymiş görünmedi. Oysa, 10 yıl önceki amaç ve politikalarını değiştirmesi, halkı germesi ve sinirlenmesi için bir neden yok. Ne yapmayı niçin istiyor anlayamıyorum!.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarhan ERDEM</p>
<p>Radikal, 30.04.2012</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/basbakan-erdogan-ayrim-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeyh Said Camii ve Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.siyaz.net/seyh-said-camii-ve-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/seyh-said-camii-ve-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 20:50:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sezgin ÖZTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said camii]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh said isyanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1649</guid>
		<description><![CDATA[Tarihin birincil işlevinin turnusol kâğıdıyla aynı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu durum son zamanlarda o kadar can sıkıcı hale geldi ki, bu böyle sürüp giderse yakın gelecekte bilim adamları tarih alanında bırakın kalem oynatmayı nefes alacak yer bulamayacak. Özellikle yakın tarihimiz partilerin grup toplantılarının, siyasilerin gündelik yorumlarının, televizyon programlarının en önemli tartışma aracı haline gelmiş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin birincil işlevinin turnusol kâğıdıyla aynı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu durum son zamanlarda o kadar can sıkıcı hale geldi ki, bu böyle sürüp giderse yakın gelecekte bilim adamları tarih alanında bırakın kalem oynatmayı nefes alacak yer bulamayacak. Özellikle yakın tarihimiz partilerin grup toplantılarının, siyasilerin gündelik yorumlarının, televizyon programlarının en önemli tartışma aracı haline gelmiş durumda. <span id="more-1649"></span>Bu süreç, tabu olarak görülen bazı konuların tartışılabilir kılınması bakımından önemli görülebilir. Ancak, geldiğimiz noktada bu iyimser yaklaşımın pek de geçerliliği kalmamış gibi görünüyor. Çünkü dünün kahramanlarının kötü adam, dünün kötü adamlarının da kahraman ilan edilmesi gibi bir durumla karşı karşıyayız.</p>
<p>Habertürk gazetesinin attığı başlık dikkatimi çekti: <strong>Şeyh Said Camii’nin Temeli Atıldı</strong>. Diyarbakır’da yapımına başlanan bir camii haberini veriyor gazete. Bu camiiyi önemli kılan şey, elbette “Şeyh Said” ismi.  Peki kimdi Şeyh Said? Yine gazetenin ifadesiyle <strong>“</strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Kürt isyanı başlattığı için tarih kitaplarında &#8216;hain&#8217; olarak anlatılan ve 1925 yılında İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edilen” kişi. Yani dünün kötü adamı bugününse adına camii yapılan kahramanı!</p>
<p>Şeyh Said İsyanı diye bilinen olay, 13 Şubat 1925’te bugün Bingöl sınırları içinde bulunan Piran Köyü’nde başladı ve Şeyh Said’in yakalandığı 14 Nisan’a kadar devam etti. İsyan başlamadan önce  Şeyh Said’in kurduğu İstanbul bağlantısı bu isyanın sadece irtica ekseninde değerlendirilemeyeceğini açıkça gösteriyor. Kürt Teali Cemiyeti lideri Bağımsız Kürdistan peşindeki Seyit Abdülkadir ile Şeyh Said arasındaki iletişimi Said’in oğlu Ali Rıza sağlıyordu. Ve eğer isyan başarılı olsaydı, Seyit Abdülkadir Bağımsız Kürdistan’ın lideri olacaktı. Ancak isyanın dili Kürtçülük olmadı, halkı isyana teşvik için genellikle din kullanıldı; dinsiz hükümet yıkılacak, yerine halifelik getirilecek, şeriat hükümleri hâkim kılınacaktı. Bağımsız Kürdistan hedefi, kendisini İngiliz ajanı olarak tanıtan bir Türk ajanın isyancılardan Kör Sadi ile yaptığı temaslarda da açıkça görülüyor. Şeyh Said isyanı, öncesi ve sonrasıyla bir yazı konusu olabilir, ancak bu isyan ister şeriatçılığın ister Kürtçülüğün bayrağını, isterse her ikisini birden taşımış olsun, değişmeyecek tek şey;  karşısına aldığı hedefin yeni kurulan Cumhuriyet olduğu ve bu uğurda kan akıttığı, Kurtuluş Savaşı cephelerinden yeni dönmüş, eşlerine, çocuklarına kavuşmanın heyecanını yaşayan pek çok kişinin silâhaltına girmesine ve hayatlarını kaybetmesine sebep olduğudur. Üstelik İngiltere ile aramızda son derece stratejik bir Musul meselesi sürüp giderken…</p>
<p>İsyan çeşitli açılardan ele alınabilir, tartışılabilir. Sonrasında yarattığı etki, Takrir-i Sükûn dönemi eleştirilebilir. Ancak bu eleştirilerin esin kaynağı yine tarihi gerçeklikler olmalıdır. Tarihle yüzleşmek, tarihi gerçekleri bir tarafa bırakarak tarihi sulandırmanın bir aracı haline getirilmemelidir. Ancak ne yazık ki bunlar, temenniden öte gidemiyor artık ülkemizde.  İsyan sonrasındaki uygulamaları eleştirmekle isyan liderini kahraman yapmak arasındaki farkı göremez hale geldiğimiz nokta, “Demokratikleşiyoruz işte ne güzel!” kandırmacasına körü körüne inandığımız yerin ta kendisidir.</p>
<p>İsmet Paşa’nın kötü adam, Şeyh Said’in kahraman yapıldığı ülkemde; ders kitaplarında “hain” diye okuduğu adamın adıyla yapılmış camide bayram namazı kılacak olan çocuklarımız, bu kafa karışıklılığıyla eminim üniversiteye giriş sınavlarında başarı ortalamasını yükseltecek neslin de başlangıcı olacaklar. Ama bu durumun caiz olup olmadığını noktasında bazı şüphelerim var. Eğer değilse, kitaplardaki anlatımın Şeyh Said’in kahramanlık öyküleriyle yer değiştirilmesini istirham ediyorum!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/seyh-said-camii-ve-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Gönül Bir Olunca Kolluk Kuvveti Müdahale Eder!</title>
		<link>http://www.siyaz.net/iki-gonul-bir-olunca-kolluk-kuvveti-mudahale-eder/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/iki-gonul-bir-olunca-kolluk-kuvveti-mudahale-eder/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 21:44:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bahar YALÇIN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Emniyet Müdürü]]></category>
		<category><![CDATA[kültürpark]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1642</guid>
		<description><![CDATA[Bursalı muhtarlar ve Bursa Emniyet Müdürü Ali İhsan Kaya yaptıkları “huzur toplantısı”nda park ve bahçelerin yatak odası gibi kullanılmasının dışında bir şey konuştular mı yoksa huzurlarını bozan tek konu bu mu bilmiyorum. Huzurlarını bozan tek konu buysa ne mutlu Bursalı muhtarlara… Bursa Emniyet Müdürü de aslında bu konun açılmasını bekliyormuş belli ki içini dökmüş ve]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bursalı muhtarlar ve Bursa Emniyet Müdürü Ali İhsan Kaya yaptıkları “huzur toplantısı”nda park ve bahçelerin yatak odası gibi kullanılmasının dışında bir şey konuştular mı yoksa huzurlarını bozan tek konu bu mu bilmiyorum. Huzurlarını bozan tek konu buysa ne mutlu Bursalı muhtarlara…<span id="more-1642"></span> Bursa Emniyet Müdürü de aslında bu konun açılmasını bekliyormuş belli ki içini dökmüş ve şöyle söylemiş;</p>
<p><em>&#8220;Dolaşmak için ben de evimden dışarı çıkınca, Kültürpark’ın her ağacın altında bir çift var, her çalının dibi yatak odası gibi. Her şey meydanda. Bunlar benimde kanıma dokunuyor. Ama iki taraf gönüllü olunca yapacak bir şey yok. Yasalar buna izin vermiyor. Biz kolluk kuvveti olarak sadece uyarıyoruz&#8221;<sup>1</sup></em></p>
<p>Türkiye’de kamuoyunu tatmin edecek şekilde sonuçlanmamış ve sayısı günden düne artan binlerce taciz tecavüz vakası varken ve bir emniyet müdüründen bu açıklamaları duymak da açıkçası benim kanıma dokunuyor. Pek çok kez parkta yan yana oturan iki insana kolluk kuvvetin çirkin müdahalelerine rastlamış biri olarak tahammülsüzlük yaratan olayın kimsenin parkta cinsel ilişkiye girmesi olmadığını ancak çiftlerin çift oldukları anlaşılacak şekilde herkesin görebileceği yerlerde bulunmaları olduğunu tahmin edebiliyorum. Bu algılar yüzünden bugün Türkiye’de pek çok park bomboş… Ve böyle düşünen insanlar yüzünden bizim doğru düzgün parkımız bahçemiz yok, sürekli ya ev ya da alışveriş merkezi yapıyoruz.</p>
<p>Oysa bizi, 1938-1943 yılları arasında yani savaşın sefaleti ile boğuşurken, 6000 hektarlık Ankara’ya 260.000m<sup>2</sup> bir park yapmış ve bunun adını “Gençlik Parkı” koymuş bir gelenekten geliyoruz. Bu park, tüm halkın, cinsiyet, statü ve etnik köken ayırmadan bir arada, geleneksel olmayan, yeni bir sosyal deneyimi paylaşabilecekleri bir kamusal alan olarak tasarlanmış ve 1940’lı yıllar boyunca bu amacına ciddi bir şekilde hizmet de etmiştir. Yazları, çocukların yüzme dersleri aldığı, gençlerin deniz banyosu yaptığı, güneşlendiği, yüzme, kürek ya da yelkenli yarışlarının yapıldığı, gazinolarda müzikli eğlencelerin düzenlendiği parkta, kışları donan havuz üzerinde buz pateni yapılıyormuş.<sup>2 </sup>Bu anlatılarımın özellikle parkın bugünkü halini bilen Ankaralılara masal gibi geleceğini tahmin ediyorum.</p>
<p>O dönem devletin yaptıklarını insanların sosyal hayatını zorla değiştirmeye çalışmak, toplum mühendisliği yapmak olarak algılayanlar bugün insanları acaba sevişeceğimiz mi düşünülür diye parka gidip oturmaktan alıkoyan, kamusal alanın altını boşaltan ve karşı cins ile bir araya gelmeyi özel alana sıkıştıran bu anlayışa neden seslerini çıkarmıyorlar?</p>
<p>Muhafazakar demokrasinin soluğu muhafazakar kentte ve son olarak da muhafazakar sanatta aldığı günlerde bize zorla klasik müzik dinlettiler diyenlerden bugün biraz samimiyet bekliyorum.</p>
<p>1-<a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&amp;ArticleID=1086021&amp;CategoryID=77">Bursa Emniyet Müdürü: Her çalının dibi yatak odası gibi</a></p>
<p>2-Zeynep ULUDAĞ, Cumhuriyetin Mekanlar Zamanları İnsanları-Mimarlık Tarihi Yazımına Eleştirel Bakış: Cumhuriyetin Modern Kent Peyzajını Okumak, Dipnot yayınları,2010 Ankara</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/iki-gonul-bir-olunca-kolluk-kuvveti-mudahale-eder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akasyalı Sokaklar*</title>
		<link>http://www.siyaz.net/akasyali-sokaklar/</link>
		<comments>http://www.siyaz.net/akasyali-sokaklar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 13:31:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Barış ÇETİN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaz]]></category>
		<category><![CDATA[akasyalı sokaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Işık Kansu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siyaz.net/?p=1637</guid>
		<description><![CDATA[Akasyalı Sokaklar kitabının son cümlesini bitirip kapağını kapattıktan sonra gözlerim uzaklara dalmış bir haldeyken, içimden  “Aşk olsun sana Işık Ağabey!” diye geçirdim. Çünkü Işık Kansu’yu tanırdım ama aslında hayli eksik tanıyormuşum… Ankara’da üniversite öğrencisi olduğum dönemlerde, Cumhuriyet Gazetesi’nin Kızılay’daki bürosunda birkaç kez, ODTÜ’lü öğrenciler sıfatıyla kendisiyle görüşmüştüm. Işık Ağabey ile genel olarak “N’olacak bu memleketin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akasyalı Sokaklar kitabının son cümlesini bitirip kapağını kapattıktan sonra gözlerim uzaklara dalmış bir haldeyken, içimden  “Aşk olsun sana Işık Ağabey!” diye geçirdim. Çünkü Işık Kansu’yu tanırdım ama aslında hayli eksik tanıyormuşum…<span id="more-1637"></span></p>
<p>Ankara’da üniversite öğrencisi olduğum dönemlerde, Cumhuriyet Gazetesi’nin Kızılay’daki bürosunda birkaç kez, ODTÜ’lü öğrenciler sıfatıyla kendisiyle görüşmüştüm. Işık Ağabey ile genel olarak “N’olacak bu memleketin hali?” kaygısı üzerine sohbet ederdik. Duvardaki rafların, ahşap masanın üst üste dizilmiş  kitaplarla dolu olduğu dağınık odasında, söz genelde  döner dolaşır küreselleşme konusu üzerine yoğunlaşırdı. Işık Ağabey’in siyasi içerikli diyebileceğimiz, küreselleşme hakkındaki iki kitabını da okumuştum. Bu kitaplardan alıntı bile yapmıştım. Ama bilmezdim ki Işık Ağabey, o eski Ankara’nın akasyalı sokaklarının özlemini taşıyan bir usta yazardır aynı zamanda… Işık Ağabey ile Yüksel Caddesi’nde birkaç kez yol üstünde de karşılaştık. Bu karşılaşmalarımızda  her zaman telaşeli bir hali vardı, gayet hızlı adımlarla ilerliyordu. “Ankara siyasetinin bol dedikodulu ortamında, yine bir bomba haber peşinde galiba.” diye düşündüğüm  Işık Ağabey, meğer aslında  Paris Caddesi’nde karasal mevsime meydan okuyan manolya ağacının da peşindeymiş, bilmiyordum… Hakça bölüşüm, sosyal adalet için mücadele eden Işık Ağabey aynı şekilde dert edinmiş kendisine, “Yılbaşı kartları burada! En pofuduk tavşan burada, en kıyak manzaralar burada, en kıyak bakışlı artistler burada!” diye naralar atan yılbaşı kartçılarının, zamana yenik düşmesini…</p>
<p>Evlerin hava gazı ile ısındığı, en lezzetli köftenin Menekşe Pasajı’ndaki Pehlivan Kebap Salonu’nda yendiği, o eski Ankara, -bu kitapta vurgulandığı gibi- Cumhuriyet ile de özdeştir. Ve bunu, zihinlere kazımak için Işık Ağabey, farkında değildim ki; AOÇ sütü ile büyüyen bir nesil yetiştirir…</p>
<p>Bir zamanlar bazı kendini bilmezler “Ordu göreve!” demişlerdi. Ben de Ahmet Taner Kışlalı gibi “silahsız kuvvetler ekolünden” gelen bir kardeşiniz olarak diyorum ki: “Türkiye bir yerlere gelecekse, bu gelişmenin en önemli itici güçlerinden biri sanat olacaktır, olmalıdır.” Bu nedenle Mustafa Kemal’in “Hepiniz mebus olabilirsiniz; ama sanatçı olamazsınız&#8230;” diyerek onurlandırdığı değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyor. Işık Kansu’nun <strong><em>Akasyalı Sokaklar</em></strong> kitabı, onlarca baskı yapmamışsa eğer bugün, Atatürk gençliği görevini yapmamış demektir. O zaman ben de nefesim yettiğince haykırıyor ve diyorum ki: “Ey Türk Gençliği, haydi görev başına. İlk hedefiniz kitabevleridir. İleri!”</p>
<p>* Işık Kansu, Ulus Dağı Yayınları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siyaz.net/akasyali-sokaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

